1 NİSAN'I İYİ OKUMAK.

Hatırladınız değil mi, 2 yıl önce Aziz Milletin size sandıktan gönderdiği mesajı?

'Okuduk ve anladık' demeyin sakın.

O günden bu yana milletten yana parmağınızı bile kıpırdatmadınız.

Bu gün bu Aziz Vatan daha çaresiz, bu Aziz Millet daha büyük çıkmazda.

Hatırlayın 2017 sonrasını, 2024 öncesini.

Milleti o kadar sıktınız ki, üzerimize o kadar geldiniz ki, çaresizliğimizi o kadar alaya aldınız ki, muhtar seçimini, belediye başkanı seçimini bile gönül rahatlığıyla yapmamıza engeller çıkarmaya çalıştınız.

“Ya bize oy verirsiniz, ya da nah hizmet alırsınız” dediniz.

Kibir abidesi, kravatlı cahillerle, pudra şekercilerle bize efendilik taslamaya kalkıştınız.

Biz yanlışlarınızı dillendirdikçe, küçümsediniz, aşağıladınız.

Satın aldığınız satılmış kalemleri üzerimize salmaya, namuslu dürüst insanları düşman görmeye başladınız.

Çevrenizde oluşan yalaka tayfasından ibaret sandınız bu aziz milleti.

Bu ülkenin kurucu, kurtarıcı değerlerini ayakta tutmaya çalışan kişi ve kurumların sesinin çıkmaması için elinizden geleni ardınıza koymadınız.

Kurduğunuz kirli düzeni ilelebet sürdüreceğinize inanıyordunuz.

Ama duvara tosladınız biliyor musunuz?

Cumhur İttifakınızın hali, acınası bir noktada.

Çünkü siz 7 yıllık dönemde ve seçimden bu yana beslemeniz tarikat ve cemaatlerin icat ettikleri sahte din ile toplumu baskılamaya kalkıştınız.

Emekliye vermeniz gereken anasının ak sütü kadar helal ücret hakkına bile “Dipsiz Kuyuya atılan para” dediniz ve öyle sandınız.

Bu zaman diliminde beslemelerinize bağladığınız musluklardan akan su miktarını her geçen gün biraz daha artırdınız.

“Mikrofonu atar giderim” dediğinizde, “Aman gitme, ne diyorsan o” diyeceğini umdunuz karşınızdaki yurttaştan.

Bir İstanbul adayına karşı, bir Cumhurbaşkanını, 17 bakanınızı, bürokratik mekanizmanızı, tarikatlarınızı, cemaatlerinizi, liboş takımınızı, sarıklınızı, cübbelinizi cepheye sürdünüz.

Seçim sürecinde, o annelerin, o pırıl pırıl çocukların, o gözü yaşlı emeklilerin, o işsiz gençlerin sessizliğinin verdiği mesajları okumaya gerek görmediniz.

Zillet dediğiniz kitle, 2 yıl önce bir Pazar günü size bu ülkenin asıl sahibinin kendileri olduğunu gösterdi.

Ama bir tanesi bile çıkıp “Koyduk mu” basitliğine soyunmadı.

Bir tek siyasetçi bile çıkıp size saygısızca bir cümle kullanmadı.

Her biri çıkıp kürsüden, “Sorumluluğumuz, yükümüz biraz daha arttı, elimiz kolumuz bağlı da olsa, elimizden geleni yapmaya bundan sonra da devam edeceğiz” dediler.

2024 yılı 1 Nisan sabahı yaşadıklarınız size bir uyarıydı,

Yurttaş size, 2 yıl önce 31 Mart’ta “Aklınızı başınıza alın.. Bu ülke, bu millet sahipsiz değildir” mesajını sandıkta verdi.

Sadece o kadar mı?

“Kanal İstanbul” gibi saçma bir projeyle İstanbul’da bir Arabistan yaratamayacağınızı gösterdi.

Demokrasi olmadan kalkınma olmayacağını, eğitim kurumları bilgi ve kültür üretmeden ülkenin ileri değil geri geri gideceğini gösterdi.

Kendi yurttaşınız kira ödeyemezken ülkenin mülteci cennetine çevrilmesinin, onların hizmette öncelikli yurttaş muamelesi görmesinin aziz milleti rencide ettiğini oylarıyla gösterdi.

Anayasa Mahkemesinin, Türkiye Barolar Birliğinin, Türk Tabipler Birliğinin ve tüm demokratik yapıların bu ülkenin temel taşları olduğunu, onlara dokundurtmayacağını oylarıyla tescil etti.

Kışlayı, okulu ve mabedi siyasetçinin kirli ayakları ile kirletemeyeceğinizi oylarıyla anlattı.

Ama siz geçen 2 yılda mesajı okuduk demenize rağmen, yargı sopasıyla, operasyonlarla Aziz Milletin iradesini sindirmeye kalkıştınız.

Gelelim milliyetçiliği fabrikaya, arsaya çökmek sanan zavallı güruha;

Türkiye Cumhuriyeti, istisnasız bütün Türk vatandaşlarının ortak eseridir.

Bu devlet inşa olurken, hiç kimse diğerinden bir taş fazla koymadı.

Sarıkamış’ta, Bingazi’de, Musul’da, Sina’da, Mudanya’da, İnönü’de, Polatlı’da, Trakya’da, İstanbul’da ve bilahare Çanakkale’de, İzmir’de…

Geçen zaman içinde bayağı, aşağılık söylemlerle, toplumun yarısını tehdit eder konuma geldiniz, farkında mısınız?

Hani şu eline geçirdiği mikrofondan, “Ölünüzü, dirinizi, her gün birinizi” diye söze başlayan Soylusever tipler, bu sözlerim size.

Kendisine oy verecek kitleyi oluşturmak için Nüfus Müdürlüklerinde sabah mesaisine başlayan modeller.

Askerlikten yırtmak için ya çürük raporu ayarlamış ya da teskereyi parayla satın almış çakma vatanseverler.

Hani şu köpeksiz köyde değneksiz gezmeye alışmış insan müsveddeleri.

Hani Dinci Teröristi baş tacı eden, Demokratı, Çağdaş İnsanları ise terörist diye yaftalayan, uluslararası uyuşturucu baronlarının elinin altında tuttuğu tipler, sizden bahsediyorum.

Hala mı anladınız kimlerden bahsettiğimi?

Eh o halde biraz daha açayım.

“Şahitler ölmez vatan bölünmez” diye efelenen ama mesele askerlik olunca kaçacak delik arayanlar.

Tunceli’nin adını yeniden Dersim, bilmem nerenin adını yeniden Norşin diye telaffuz eden, teröristlerin ayağına Adaletin nöbetçilerini götürüp sınırdan girerken beraat ettiren anlayışı alkışlayanlar, Şiwan Perwer gibi adamlarla “Megri megri” diye anıranlara nedense ses etmeyen, Işid’in, Hizbullah’ın yaptığı terör eylemlerini eylemden saymayan ve onlardan kat be kat milliyetçi Kürt Kardeşlerimizin tamamını, onlardan kat be kat Demokrat ve vatansever Alevi Kardeşlerimizi terörist sayanlardan bahsediyorum.

Bak Sevgili kardeşim;

Sadece güzel ülkemde değil, dünyanın neresinde olursa olsun, fikrini silahla kabul ettirmeye çalışan, konuşanı susturan yapıların tamamı benim gözümde insanlık düşmanıdır.

Ama müsaade et, ülkesi ve milleti için nefes tüketen insanları hainlikle, teröristlikle yaftalamana da kimsenin seyirci kalmasını bekleme.

İzliyorsun değil mi, hayranı olduğun Süleyman Soylu gittikten sonra yerine gelen Bakanın kazımaya çalıştığı ama sonuç alamadığı kirli yapıların yarattığı tahribatı.

Türkiye Cumhuriyeti Kirli Pasaklı bir hale geldi, senin omuzunda yükseltilenler sayesinde.

Uyuşturucu ticaretinin kavşak noktası, fabrikalarına çökülen, yağmalanan, değerli neyi varsa Arap Kılıklı Emperyalist uşaklarına satılan bir ülke yaratıldı senin sayende.

Daha dün köpek dediği adama gidip, ‘Öpek’ diyene ses çıkarmayacak, onun karanlık hedefleri için inançlarını, ilkelerini paspas edeceksin, sonra da ölünüzü, dirinizi öyle mi?

Milliyetçilik, ülkesi için vatan hizmetini tam ve eksiksiz yerine getirmekten geçer.

Milliyetçilik, dönemsel ve hayali düşmanlar yaratarak içerde malı götürürken, millete ‘Cambaza bak” demek değildir.

Milliyetçilik, ulusal onurumuzun, adaletimizin, Sisi’ye, Trump’a, Merkel’e, Suudi Prensine, Somali Cumhurbaşkanına malzeme edilmesine sessiz kalmak ise hiç mi hiç değildir.

Milliyetçilik, Türkiye Binasının çatısı olan Türk Silahlı Kuvvetlerinde Atatürk Fotoğrafını yırtanla buna karşı çıkan genç subayları aynı fileye koyup çöpe atanlar önünde düğme iliklemek ise,

Milliyetçilik, Aziz Türk Milletinin kuru ekmeğe muhtaç edilmesine sessiz kalmak ise,

Milliyetçilik, aydını, bilim adamını, namuslu siyasetçiyi evinin önünde yıktırıp dövdürmek ise,

Milliyetçilik, 50 bin insanımızın katili bir caniyi ülkenin geleceğinde söz sahibi yapmak, tıkıldığı delikten çıkarmaya çalışmak ise,

Batsın sizin milliyetçiliğiniz.

Artık Türk Milleti 2 yılda uyandı gerçeği gördü.

Bu gün, "Biz daha Milliyetçiyiz" diyen siyasal oluşumlar ardı ardına kuruldu ise ülkede, bu oluşumlar sizinle boy ölçüşmeye başladı ise, stepnesi olduğunuz siyasi yapının sizi yok ettiğini, küçülttüğünü görmüyorsanız, merak etmeyin millet sizi, önüne gelecek ilk sandıkta uyandıracaktır.

Size 2 yıl öncesi Bir Nisan Sabahını ve son iki yılı hatırlatmak istedim.

Bu Aziz Milletin İradesi o kadar büyük, o kadar kalabalık ki, inşa ettiğiniz hiç bir cezaevi, inşa ettiğiniz hiç bir duruşma salonuna sığdıramayacaksınız.

Bundan böyle hiç bir zaman 1 Nisan Sabahı sizin için geride kalan 1 Nisan'lar kadar rahat olmayacaktır.

Zira bu Millet, zira bir Millet uyanıyor, yeniden ayağa kalkıyor.