banner257

BU NE SEVGİ AH BU NE IZDIRAP!

Defalarca tekrarladığım bir şey vardır.

Adına sevgi denen duygunun,Allahın insanoğluna bahşettiği en ulvi bir özellik olduğu hakikatidir.

Sevgisiz gönüller çorak topraklar gibi verimsiz ve kurak...

Sevgisiz geçen ömürler ziyan...

Taşı toprağı,çalıyı cirpiyi,doğadaki canlı cansız her bi şeyi sevmek, sermayesiz tek eylem herhalde şu kapitalist alemde.

En eftal olan sevgi türü de Allah sevgisinden başka insan sevgisi olsa gerek.

Anne,baba ve evlat sevgisinden tutun,siyasetçi,bilim adamı,sanat ve spor yıldızlarına kadar

her sıfat ve kimlikte kişilere hayranlık duyabilir,sevebiliriz.

Onları gönül tahtımızda baş köşeye oturtabiliriz.

Buraya kadar bir mahsur yok.

Ancak...

Hangi sıfatta ve hangi kimlikte olursa olsun bir başka insanı sevmenin

kırmızı çizgileri olmalı diye düşünüyorum.

Her ciddi ve önemli meselenin kırmızı çizgileri olduğu gibi...

Bana göre sevginin de kırmızı çizgisi akıldır.

Aklın ve mantığın sınırlarını zorlayan sevginin sonunun dramatik olması kaçınılmazdır.

Hele hele...

Bir siyasetçiyi ve bir parti liderini sevmek,tehlikeli sularda gezmek gibi bir şeydir.

İki ucu keskin ustura misali...

Herhangi birinin bir siyasetçi için;

''O bizim her şeyimiz,o olmazsa biz bir hiçiz.o ne yaparsa

doğru yapar''

''Onun doğum günü milli bayram günü olmalıdır''

''O'na dokunmak bile ibadettir''

''O'nu üzmek Allahı üzmektir''

''O'nun çıktığı televizyonu yere koymak bile günahtır''

Hatta, daha ileri gidip haşa ''O Allahın vasıflarını taşıyor,onun için ölmeye bile hazırım''gibi sözler sarf edilebiliyorsa...

Bu işte çok ciddi bir sıkıntı vardır!

Hem de öyle böyle bir sıkıntı değil.

Bu durum insanın insanlığını heder eden bir durumdur.

Maalesef...

Biz millet olarak 21.Yüzyılda hala sağlıklı bir sevmeyi ve sevgimizi sağlıklı bir şekilde ifade etmeyi beceremiyoruz.

Ülkemizin içinde yaşadığı şiddet atmosferinin temelinde de bu hastalıklı durumun varlığının olduğuna inanıyorum.

%1400 Lere varan kadın cinayetlerinin temelinde...

Cezaevlerinde 290 bine varan mahkum sayısının artmasında...

Teksasa dönen sokaklarda en ufak sorunda bile herkesin silahlara sarılmasında...

Başta sevgisizlik,sevgiyi hazmedemeyiş ayrıca da sevginin sağlıksız ve dengesiz ifade etme biçimi olsa gerek.

Biz hala sevmeyi öğrenemedik!

Hala...

''Ya benimsin ya toprağın'' sapkınlığıyla seviyor veya sevilmeyi bekliyoruz.

İşte böyle bir zihniyetle gösterilen sevgilerdir ki sonu hep ızdıraba dönüşüyor.

Tam da rahmetli Abdullah Yüce'nin ''Bu ne sevgi ah bu ne ızdırap'' adlı şarkısı hayat buluyor yaşamlarımızda.

Sevme ve sevilme özürlülüğü; sosyal hayatımızda bu sıkıntıları yaşatırken...

İnanç dünyamızda ve siyasal hayatımızda da durum pek farklı cereyan etmiyor.

Bir din adamına veya siyasi lidere hayran olmanın ve sempati duymanın ötesinde

aklımızın ve mantığımızın sınırlarını aşarak...

Gözümüzde büyütüp gönlümüzde ilahlaştırıyor onları yıkılmaz tabular haline getiriyoruz.

Onları insanüstü bir varlık haline getiriyoruz.

Adeta ilahlaştırıyoruz.

Öyle ki...

Din adına söz söyleyeme cüretini gösteren herhangi birinin abdes suyunun içiliyor olması...

Cennete girme vaadine kanarak sözde bu sahtekar din adamlarına eşini eliyle teslim edebilmesi gibi

daha bir çok sapkınlıkları...

Sevgi tezahürü adı altında yapıldığını üzülerek görüyoruz.
Liderlere de aynı teslimiyetçi tutumları gösteriyoruz ne yazık ki..

Evet...

Bir parti liderini beğenebilir ona hayranlık duyabiliriz.

Siyaseten yaptığı icraatleri doğru bulabiliriz.

Bu hayranlık sevgi tezahürüne dönüşebilir.

Buraya kadar çok normal.

Ancak...

Siyasetçinin yaptığı iş icabı ve politik bir kimliğe sahip olması hasebiyle...

Zaman zaman izlediği yanlış politikaların istemeyerek de olsa kurbanı olabilir ve hatalar yapabilir.

Ve bu hatalarını siyaseten örtbas etmek isteyebilir.

Çünkü bu kişi siyasetçidir ve yaptığı iş yanlışta olsa bundan nemalanmak isteyecektir.

Hal böyle olunca...

Bilhassa siyasetçilere sevgi besleyenlerin ve taraftarlarının daima uyanık olmaları...

Hisleriyle değil,akıl ve mantıklarıyla hareket etmeleri icap etmektedir.

Yapılacak en doğru hareket siyasetçileri demokratik yollarla eleştirmek olmalıdır.

Biz millet olarak bunları hala beceremiyoruz ne yazık ki.

Biz hala körü körüne ve inatla ve hatta bağnazlıkla...

Dedelerimizin,babalarımızın 50 yıl önce yaptıkları gibi...

Bir kere gönül verdiğimiz partiye veya onun liderine toz kondurmak istemiyoruz.

Bu siyasi hastalığın 'sağı ve solu' yok!

Bu durum her görüşte ve partide yaşanıyor ne yazık ki...

Şunu söylemek zorundayım.

Partinin 18 yıllık icraatinin sonunda AK partinin lideri Tayyip Erdoğana...

CHP'de 10 yıllık genel başkanlık yapıp 9 seçim kaybeden bir Kemal Kılıçdaroğlu'na hala zerre toz kondurmayıp...

Aksine onları hala pürü pak görüyor olmalarını sağlıklı bir vatandaş- politikacı ilişkisi olarak değerlendiremiyorum.

Siyasetçiye sevgi veya sempati duymak demek onu ömrü billah onu 'nikahımıza' alacağımız anlamı taşımamalı.

Bu işleri beceremez isek...

70 Yıllık demokrasi tarihimizde bir arpa boyu yol alamaz... 
Gelir biri gider ancak biz hala...

Bırakın bireysel ızdırapları ülke olarak acı ve gözyaşı batağının içinde debelenir dururuz.

Tüm gelişmiş ülke insanlarının yaptığı gibi demokrasinin gereklerini uygulamaya geçmemizin zamanı çoktan geldi geçiyor.

Şaban Külhancıoğlu..

YORUM EKLE
YORUMLAR
Atila Külcü
Atila Külcü - 2 ay Önce

cok haklisin arkadasim. politakicilar oya ihtiyaci olmasa kimsenin yüzüne bakmaz. dünyanin heryerinde ayni karga gibidirler.ilk firsatta karsidakinin gözünü oyar eger onun sanddlyesini sallarsan. bizim icin gecerli olan! tirnagin varsa kafani kasi. ( geldigin yere politikasiz gelmissen en mutlu insan sensin)

banner310