2026-2027 eğitim öğretim yılı bugün başladı ve öğrenciler için ilk zil çaldı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kayseri İl Başkanlığı tarafından 2026-2027 eğitim öğretim yılının başlamasıyla birlikte bir açıklama yapıldı. CHP Kayseri İl Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, “14 Eylül'de tüm Türkiye'de 2026-2027 eğitim öğretim yılı başlıyor. Biz bugün, 24 yıllık AK Parti iktidarının Türk Milli Eğitim sistemine, daha doğrusu AK Parti rejiminin bu ülkenin çocuklarına ne yaptığını veriler ışığında konuşacağız. AK Parti’nin eğitime ilişkin tercihlerini, bu tercihlerin eğitim sistemimizde yarattığı tahribatı ve milyonlarca veli, öğrenci ve öğretmeni karşı karşıya bıraktığı sonuçları konuşacağız. Öncelikle şunu bilmeliyiz: AK Parti iktidarı eğitimde iki büyük tahribat yarattı. Birincisi: Kamusal eğitimden piyasa eğitimine geçiş. İkincisi ise Bilimsel-laik eğitimden ideolojik eğitime geçiş. AK Parti iktidarının 24 yılda kamusal eğitimi nasıl zayıflattığının kanıtıdır. 2002 de 41 bin 300 olan devlet okulu sayısı 2025'te 56 bin 336’ya çıktı. Peki bu süre zarfında özel okul sayısı ne oldu? 2 bin 395'ten 14 bin 700'e çıktı. Yani devlet okulu sayısı yüzde 37 artarken Özel okul sayısı yüzde 513 arttı. Peki öğrenci sayılarındaki değişim ne durumda? 2002’de devlet okulunda okuyan öğrenci sayısı 13 milyon 675 bin 285 iken 2025'te bu sayı 15 milyon 336 bin 143'e yükseldi. Yani Öğrenci sayısı yüzde 12,15 arttı Aynı dönemde özel okullardaki öğrenci sayısındaki artış oranı ise yüzde 560. Bu tablo bize sadece kamu okullarının zayıflayıp özel okulların güçlendiğini söylemiyor. Eğitim sisteminin ağırlık merkezinin de artık özel okullardan yana değişmiş olduğunu söylüyor. Çocuğun nitelikli eğitime ulaşması, giderek ailenin ekonomik gücüne bağlı hale geliyor. Buradan çıkarılması gereken sonuç. "Veliler çocuklarını özel okula göndermek istiyor" değildir. Asıl gerçek şudur: Veliler özel okulu tercih etmiyor; çocuklarının nitelikli bir eğitim alabilmesi ve geleceğinin güvende olması için özel okula yönelmek zorunda bırakılıyor. Yani veliler, özel okulu değil, çocuklarının geleceğini satın almaya zorlanıyor. İşte tam burada AK Parti’nin yarattığı bu sistemin bir sonucu olan kaygı devreye giriyor ve veli şu sorulara yanıt aramaya başlıyor; "Çocuğum iyi eğitim alabilecek mi?" "Sınavda geri kalacak mı?" Böylece kaygı büyüyor ve aile çözümü satın almak zorunda hissediyor. Ve artık eğitim hakkı, giderek eğitim harcaması haline geliyor. Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim itirazımız özel okul tercihine değil, nitelikli kamusal eğitim zayıflatılarak ailelerin özel okullara mecbur bırakılmasınadır. CHP olarak sözümüz nettir; kamusal eğitimi yeniden inşa edeceğiz. Eşitlikçi eğitim anlayışını yeniden ayağa kaldıracağız. Ve hiçbir çocuğu geride bırakmayacağı okul öncesi eğitim de, bugün bir ayrıcalığa dönüşmüş durumda. CHP iktidarında her çocuğa ücretsiz, nitelikli tam gün okul öncesi eğitimi sağlayacağımızın sözünü veriyoruz. Çocuklarımızın okulda aç kaldığı bir düzende eğitim hakkından söz edilebilir mi? Okul öncesi, ilk okul ve ortaokulda okuyan tüm öğrencilerimiz için bir öğün ücretsiz, sağlıklı ve nitelikli okul yemeğinin de verilebileceğini iktidarımızda hep birlikte göreceğiz. Eğitimde eşitsizlik yalnızca parayla değil, doğduğunuz yerle de belirlenir oldu. Son 24 yılda kapatılan köy okulu sayısı 24 bini geçti. Cumhuriyetin en zor zamanlarında, savaştan çıkmış bir ülkede yıkıntılar arasında kurulan köy okulları AK Parti eliyle birer birer kapatıldı. CHP olarak köy okullarını yeniden açacak ve yerinde eğitimi tüm teknolojik altyapılarını tesis ederek yeniden başlatacağız. Mesleki ve Teknik eğitim Cumhuriyet Halk Partisinin Ülkenin kalkınması için en fazla önem verdiği konuların başında gelir. Mesleki ve teknik eğitimi güçlendirecek, MESEM gibi çocuk emeğini sömüren yapıları ortadan kaldıracağız. Çocuklarımızın etrafında koruyucu bir ekip oluşturacağız; Çocukları uyuşturucu belasından, ekran bağımlılığından, şiddetten, akran zorbalığından ve dijital tehditlerle karşılaşma riskinden yalnızca güvenlik tedbirleriyle değil, güçlü rehberlik, psikolojik danışmanlık ve erken müdahale mekanizmalarıyla ele alacak, LGS ve YKS'nin tüm eğitim sistemini yönetmesine artık bir son vereceğiz. Üniversiteleri bilim üreten özgür kamusal mekânlara yeniden döndürecek, üniversite gençlerinin barınma, beslenme ve özgürce eğitim görme olanaklarını yeniden sağlayacağız. Eğitimin kanayan yarası olan bir başka konu için; buradan Milli Eğitim Bakanına soruyorum; Son 4 yılda özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerine aktardığınız yaklaşık 111 milyar Türk lirası ile 2025 yılı resmi yapı yaklaşık maliyetleri esas alındığında; bin 224 adet devlete ait kalıcı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezi yapabilirdiniz ama yapmadınız. Neden? Çünkü devleti okul ve kurum inşa eden değil, giderek özel sektörün faturasını ödeyen bir yapıya dönüştürmek istiyorlar. Özel gereksinimli evlatlarımızın eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerini ücretsiz ve nitelikli şekilde gerçekleştirilmesini mutlaka sağlayacağız. Nitelikli, kamusal eğitim öğretmenle mümkündür. Biz öğretmeni yeniden öğretmen yapacak; ücretli öğretmenliği, mülakatı kaldıracak, Öğretmen yetiştirme sistemini sağlıklı hale getirecek. Eş durumu tayininde aile bütünlüğünü esas alacak, usta öğreticilerimizin çalışma koşullarını güvence altına alacak, tüm eğitim kadrolarına eğitim-öğretim yılı başında 1 maaş karşılığı eğitime hazırlık ödeneği vereceğiz. AK Parti’nin eğitimde yarattığı birinci tahribat kamusal eğitimden piyasa eğitimine geçişti. İkinci büyük tahribatsa laik ve bilimsel eğitimden ideolojik eğitime geçiş çabalarıdır. Herkes çok iyi biliyor ki; Evrensel, bilimsel ve demokratik eğitim: çocuğa ne düşüneceğini dikte eden değil, nasıl düşüneceğini öğreten eğitimdir. İyi eğitim çocuğun zihnini doldurmak değil, çocuğun zihnini özgürleştirmektir. Milli Eğitim Bakanlığının tarikat ve cemaatlere bağlı vakıf ve derneklerle yapmış olduğu ÇEDES ve benzeri protokolleri, eğitim faaliyetlerinin pedagojik sorumluluğu ve laik eğitim ilkesi bakımından asla kabul etmiyoruz. Biz eğitim-öğretim faaliyetlerinin pedagojik yeterliliği ve kamusal denetimi olmayan aktörlere bırakılmasına izin vermeyeceğiz. Mustafa Kemal Atatürk'ün eğitimden beklentisini cisimleştiren; "fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür" nesil yetiştirme hedefidir. "Maarif" modelde ise; "aklıselim, kalbi selim, zevkiselim" nesiller yetiştirme hedefine yönelmiş, hürriyet gibi bir özden arındırılmış, böylece yeni nesillerin pasif ve evcil olması amaçlanmıştır.
Cumhuriyet'in eğitim anlayışında çocuk, devletin biçimlendireceği bir nesne değildir. Çocuk, kendi geleceğini özgürce kurabilmesi gereken bir yurttaştır. Ve bizim eğitim anlayışımızın temel sorusu "Nasıl bir insan yetiştireceğiz?" değil: "Her çocuğun kendi aklıyla, kendi vicdanıyla ve kendi özgür iradesiyle nasıl bir insan olabileceğinin önünü nasıl açacağız?" sorusudur. Bizim cevabımız nettir; özgür düşünen, bilimden yana, laik, demokratik, eşit yurttaşlar yetiştiren bir kamusal eğitim cumhuriyeti için eğitim anlayışını yeniden kuracağız.
Kamusal Eğitim Cumhuriyeti; eğitimi piyasanın, dinsel yapıların ya da siyasal iktidarların müdahale alanı olmaktan çıkararak yeniden toplumun ortak hakkı ve kamusal sorumluluğu haline getirme iradesidir. Bizim için eğitim; çocuğun doğduğu ailenin gelirine, yaşadığı mahalleye, cinsiyetine, diline, inancına ya da sahip olduğu olanaklara göre değişen bir ayrıcalık değil, herkes için eşit ve nitelikli bir yurttaşlık hakkıdır. Bu nedenle Kamusal Eğitim Cumhuriyeti; laik, bilimsel, demokratik, karma, eşitlikçi ve parasız eğitimi; güçlü ve güvenceli öğretmenlik mesleğini, çocukların özgürce düşünebildiği, sorgulayabildiği ve kendisini gerçekleştirebildiği okulları savunur. Teknolojiyi ve yapay zekâyı da insanın ve toplumun hizmetine sunar, verinin metalaştırılmasına, eğitimin şirketlerin kår alanına dönüştürülmesine karşı çıkar. Biz yalnızca kaybettiklerimizi geri almak için değil, geleceğin eğitimini bugünden kurmak için yola çıkıyoruz. Kamusal Eğitim Cumhuriyeti, eğitimin yeniden herkesin hakkı, okulun, toplumun ortak yaşam alanı ve öğretmenin bu dönüşümün kurucu öznesi olduğu bir gelecek iddiasıdır” sözleri kullanıldı.