DEĞİŞTİRDİLER, DEĞİŞTİRİYORLAR.

Farkında mısınız bilmiyorum, ama güzel ülkemde kendine yer edinmek için her yolu mübah sayan kültürel anlayış, adım adım ülkeyi ve toplumu ele geçirdi, ele geçiriyor.

Giyimle başladılar, sakalla devam ettiler, birikimlerimizi yok ederek hedefe doğru emin adımlarla ilerliyorlar.

Mimari ile başladılar. Dikdörtgenimsi kapı ve pencerelerin üzerini oval hale getirdiler.

Belediyelerin dağıttığı simit satan arabalarının üzerine birer kubbe konduruverdiler.

Belediyelerin bando takımları dağıtıldı, Mehteranlar işbaşı yaptı.

Ardından yakasız gömlek, şalvar bozması pantolon, takke..

Sakalı, olmazsa olmaz bir gereksinime dönüştürdüler.

Hırpanisi, ruhanisi, şeytanisi birbirine karıştı sakallıların.

Berber dükkanları kapandı müşterisizlikten.

En ünlü traş bıçağı firmasının satış mağazaları kapısına kilit vurdu.

Grevli toplu iş sözleşmeli çalışma hayatımızı, ‘Haline şükret. Senin kazandığını bulamayanlar var’a dönüştürdüler.

Kendi işçi ve memur sendikalarını kurdular, bu sendikalar kamudaki kilit noktalarına, kendileri gibi düşünen insanları yerleştirdiler.

Cehaleti teşvik, cahili taltif ettiler.

“Aldığı Milli Piyango biletine çıkan büyük ikramiyeyi almak yerine haram diye bileti yaktı” gibi haberleri alkışlattılar, ama sormadılar, sordurmadılar, “Madem milli piyango ikramiyesi haram, madem adam kendisine çıkan ikramiyeyi almak yerine biletini yaktı. Peki neden bilet aldı? Ya da Devlet eliyle Piyango biletlerinin KDV'si neden düşürüldü?” diye.

Önlerindeki en büyük engellerden biri, Atatürk’ün bu ülke topraklarına yerleştirdiği Demokratik değerlerdi.

Tarafsızlığın Simgesi, Cumhurbaşkanlığı Makamını ve Meclis huzurunda tarafsızlık yemini etmesi gereken Cumhurbaşkanını Partili Cumhurbaşkanı haline getirdiler.

Kafalarındaki insan modelinin oluşturulması için en büyük bütçeyi, Diyanet İşleri Başkanlığına verdiler, yetinmediler, tarikat, cemaat, dernek ve vakıf gibi oluşumların alabildiğine önünü açtılar.

Demokrasinin Mabedi Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni işlevsizleştirdiler.

Meseleleri Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri ile halletmeye çalıştılar.

25 yılın sonunda açlık sınırı altında yaşayan milyonlar ve “Ne iş olsa çalışırım, ne kadar ücret uygun görürseniz razıyım” diyen işsizler ordusu yarattılar.

Buna karşılık Dünyanın En görkemli sarayı, en büyük uçak filosuna, en geniş zırhlı araç parkına, en görkemli yata sahip bir Cumhurbaşkanlığı portresi var karşımızda artık.

İktidara yakın unsurlara bağlanmış kamu kaynağı hortumları.

Lüks, Şaşaa, görkem ve görgüsüzlüğü paçalarından akan, sonradan görmelerin hakim olduğu Yeni Türkiye Modeli.

Gelinen noktada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, her din, her mezhep ve inançtan insanı kenetleyip kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, temelinden sarsılmaya başladı.

Cumhurbaşkanı Danışmanı bir zat çıkıp “Mehdi geliyor, hazırlık yapmalıyız” dedikten sonra, bir kesim tarafından Şeriat Anayasası taslağı hazırlanmaya başlandı bile..

Her fırsatta, ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyorlar, "Bu Anayasa ile olmaz" sözünü.

Emperyalizmin ağına düşen zavallılar ve cahiller sürüsü el ele vererek Hilafet ve Şeriat gösterileri yapmaya başladı bu Aziz Vatan topraklarında.

Yüzümüzü Batıdan doğuya çevirdiler.

Modern Dünya, bilimin tüm sınırlarını zorlarken bizim gündemimizde hala “Tuvalete girerken sağ ayağı mı sol ayağı mı önce atmalıyız” tartışılıyor.

Sol elle yemek yemenin günah olduğu fetvaları veriliyor.

Fenni, teknolojiyi, her türlü bilimsel düşünceyi kazıdık hep birlikte ülke topraklarından.

Fert olma bilincini yitirdik.

Bizi Kul ve Teba olarak gören zihniyetin önünde reverans yapıyoruz.

Ama diyen, Fakat diyeni hainlikle damgalıyoruz.

Bizde bu aymazlık var olduğu sürece merak etmeyin yakında Mehdi Hazretleri! diye, ya da Halife Efendimiz diye birini karşımıza çıkarıp yuttururlarsa kimse şaşırmasın.

Zira bu iktidarın öncelikleri içinde sen, ben, biz yokuz.

Ondandır, zengin görgüsüzlerin yönetime hakim olduğu Kabile Devletlerinin TV’lerinde “400 bin dolara Türk vatandaşlığı ve yanında süper lüks bir ev” reklamlarının dönmesi.

Ondandır, yapacağız kararlılığı ile üzerine gidilen Kanal İstanbul çevresindeki tarım arazilerinin Arap Şeyhleri tarafından kapışılması.

Ondandır Karadeniz Yaylalarının el değiştirmesi.

Ondandır Türk ve Demokrasi kelimelerinden azami uzak durulması.

Yani sevgili dostlar.

Libya'yı, Irak'ı, İran'ı, Tunus'u, Cezayir'i, Suriye'yi Arap olmadıkları halde Araplaştıran, Arap emperyalizmi bizi ele geçiriyor ve biz millet olarak, toplum olarak ağır bir narkoz komasındaymışız gibi umursamazlığımızı sürdürüyoruz.