DÖVMEYİN, KULAK VERİN..

Osmanlı’nın çöküşünü hazırlamıştı, Lale Devri.

Patrona Halil İsyanı ile bitti.

Bu gün idol olarak kabul ettiğiniz ve 33 yıl Osmanlı’yı yöneten Abdülhamid, 1 milyon 592 bin 806 kilometrekare toprak kaybetti, ama lüksünden, görkeminden ödün vermedi, Sarayı’ndan bir gün bile çıkmadı.

Sakarya Savaşı sürerken, Sultan Vahdeddin İstanbul Yıldız Sarayı’nda, beşinci karısını alıyor ve onun düğününü yapıyordu. Düğün sırasında Vahdeddin 61, evlendiği kadın 18 yaşındaydı. Sonrasında, İngiliz gemisi ile bu topraklardan kaçmak zorunda kaldı.

Cumhuriyet döneminde iktidar olan Menderes, ülkenin kaynaklarını, alınan dış yardımları üretime, kalkınmaya yönlendirmek yerine, ‘Her köye bir iktidar zengini yaratma’ sevdası uğruna çar-çur etti.

Turgut Özal döneminde, ‘Papatya Devri’ götürdü iktidarı.

O günden bu yana yazıyor, uyarıyorum.

‘Bu Millet kendisi gibi yaşamayanlara bir süre katlanır belki ama, günü geldiğinde onları tarihin çöp sepetine atıverir’ diye..

İşte Ekrem İmamoğlu'nun şahsında sokağa taşan öfke, sizin bu güne kadar bizi görmemenizdendir.

Mehmet Cengiz’i piyasaya sürdünüz, millete alenen hakaret etti, sineye çekildi.

Ali Ağaoğlu adında bir sonradan görmeyi cepheye sürdünüz, millet hadi neyse dedi.

Kirli çamaşırlarınızı ABD Yargısının masasına koyan Reza Zarab’ı el üstünde tuttunuz, ‘Hayırseverlik Plaketleri’ verdiniz. Şimdi ise, “Acaba benim adımı da verdi mi” diye etekleriniz zil çalıyor.

Millet ‘Açız’ dedikçe, saraylar inşa ettiniz.

Millet ‘Açız’ dedikçe, ‘İtibardan tasarruf olmaz’ dediniz.

Millet ‘Açız’ dedikçe, devletin size verdiği uçakları dolmuş gibi kullandınız. Aynı kente 3 bakanın 3 ayrı jetle gittiğini gördük.

Sağlık Bakanının iftar yemeğine askeri helikopterle gidişini yurttaş alkışladı mı sanıyorsunuz?

Millet ‘Açız’ dedikçe, makam otosu filolarına yeni araçlar kattınız.

Millet ‘Açız’ dedikçe, Adliye Sarayları, cezaevleri, görkemli kamu binaları yaptınız ama adaleti bu saraylara, hizmeti bu kamu binalarına yerleştirmeyi unuttunuz.

Zira tek kaygınız müteahhitlerinizin işsiz kalmaması idi.

Millet ‘Açız’ dedikçe, ülkenin imkanlarını 5 holdingin, kentlerin ve belediyelerin imkanlarını bir avuç mutlu azınlığın önüne serdiniz.

Millet ‘Açız’ dedikçe, apartman daireleri kesmedi, kupon arsaların üzerine villalar inşa ettirdiniz, hem de üstü kapalı ayarlanmış ihalelerle.

Millet ‘Açız’ dedikçe, ‘Boğazınıza kuru etmek giriyor, demek ki aç değilsiniz’ diye alay ettiniz.

Millet ‘Açız’ dedikçe, Yüce Dinimiz İslam’ın yerine koyduğunuz uyduruk inançları ‘Din’ diye yutturmaya çalıştınız.

Millet ‘Açız’ dedikçe, “Cennet’in en müstesna yeri size ayrıldı” diyerek inançlı kesimi inandırmaya çalıştınız.

24 yıldır, sokağa çıkmadınız, insanlardan kendinizi izole ettiniz.

24 yıldır, milletin feryadına kulak vermediniz.

24 yıldır, bu milletin önce parasal gücünü, sonra inançlarını, son olarak da umutlarını kendinize meze yaptınız.

Düzenlediğiniz etkinliklere insanlar gelmemeye başlayınca, ‘Yevmiyeli Mitingçiler’ ile zevahiri kurtarmaya çalıştınız.

Bu ülkenin kaynaklarını nereye harcadınız diye soran çıktığında kendisine, ‘Kafir’ dediniz, ‘Hain’ dediniz, ‘Terörist’ dediniz.

Beslemelerinizin musluklarını kapatan, sizden omayan belediye başkanlarına, bu dünyada Cehennem Azabı yaşatıyor, aileleri ile çocukları ile kodeslere tıkıyorsunuz.

Ama kamunun imkanlarını önlerine serdiğiniz yayın kurumlarınız, maaşa bağladığınız trolleriniz bile, “Pudra Şekeri” vakalarını gizleyemedi, onlar bile rahatsızlıklarını yansıtıyor ekranlara..

Hatırlarsınız, Fetö milletin canına okurken bir büyüğünüz “Ülke bağırsaklarını temizliyor” demişti.

“Pudra Şekeri” vakası ise, kanalizasyon ana taşıyıcı borusunun patladığını gösteriyordu.

Şimdi açlığa mahkum ettiğiniz emekli gündeme geldiğinde “Size vereceğimiz zam dipsiz kuyuya atılmış para anlamına gelir” öyle mi?

Bak efendi...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne yıllarca vergi ödeyen ve emekli olan insanların emekli maaşları yasalarla belirlenirdi eskiden.

Ortalama bir emekli maaşı 1,5 asgari ücrete, 8 Çeyrek Altına denkti.

Sizin iktidarınızda yönetici dayandıramadığınız TÜİK’in sahte rakamları ile benim gibi emeklilerin cebinden her ay 5,5 çeyrek altın çalıp birilerinin lüksüne meze yaptınız.

Bu ülkenin emeklisi sizden lütuf istemiyor, onun maaşından aşırdıklarınızı geri istiyor.

Bu yaşananlar, emekliden aşırdıklarınızın hesabını soran torunlarının sokağa taşan öfkesidir.

Sırada 350 milyar dolar var.

Sırada, 128 milyar Dolar var.

Sırada, çiftçiyi ithalatçıya ve yabancı tarım ürünlerine kurban edişinizin hesabı var.

Sırada, işsizlik Fonunu nasıl iç ettiğiniz var.

Sırada, Merkez Bankası’nın ihtiyat akçesinin sorulacak hesabı var.

Sırada, geçilmeyen köprüler, gidilmeyen havaalanları, yatılmayan hastane binalarını yaptırdıklarınıza bağladığınız hortumlar var.

Sırada, Eğitimi yok edişiniz var.

Sırada, dindar maskeli terörist yobazlarla kurduğunuz saadet zincirleri var.

Siz Halkın sesine kulak vermez, onlara görkemli saraylarınızdan parmak sallamaya devam ederseniz, çevrenizdeki kalabalıklar her hafta biraz daha seyrelecek, size inanıp oy verenlerin, "Ellerim kırılsaydı da vermeseydim" feryatları kulaklarınızı sağır edecektir.

O nedenle diyorum ki, bırakın parmak sallamayı, jopla, gazla sindirmeye çalışmayı da bu kitleler ne demek istiyor, bir kulak kabartın.