banner257

HEIDI

Heidi...Bu sevimli çizgi film karakterinden bihaber olan kimse yoktur kanımca. Bir televizyon kanalından diğerine geçerken bile mutlaka gözünüze çarpmıştır.

Heidi, elma yanakları, tertemiz kalbi ile kaybettiği anne ve babasının yokluğunu, dedesi, arkadaşı Peter ve keçiler ile kapatmaya çalışan dünya tatlısı birçizgi film karakteri. 5 yaşından sonra İsviçre'de br dağ köyünde hayatını sürdürmeye devam eden dedesi ile yaşamak zorunda kalan Heidi, bu zorlu hayata ayak uydurmak zorunda kalıyor. Her olumsuzluğa göğüs geren ve mutlu olabilmek adına kendi adına hayattan paylar çıkaran kocaman yürekli, küçücük bir kız çocuğunun hikayesinden bahsediyorum...

Çizgi film karakteri dedim ya, gerçekte olmayan, ama olsaydı ne de güzel olurdu dediğim bir örnek. Her şeye rağmen mutlu, kanaatkar ve bulunduğu ortama ayak uydurmak zorunda olduğunun farkında. Şimdiki bizden ne kadar uzak...Belki en çok da bu yüzden seviyorum Heidi'yi. Eski bizleri hatırlattığı için...

Komşularımız vardı, selam verdiğimiz, ortada görünmediğinde merak ettiğimiz, bir acı kahvesini mutlaka içtiğimiz, külüne muhtaç olduğumuz...Yani iletişim halinde olduğumuz insanlardı komşularımız. Ya şimdi? Komşularımızın adlarını zillerin üstündeki isimliklerden öğreniyoruz. En yakın komşularımız, önyargılarımız...Taşınırken yırtık kotum ve bandanam aykırı gelmiş olacak ki, o gün bugündür beni kapım açıkken komşumun kapısı her daim kapalı. Heidi'nin dedesi ile birlikte yaşadığı dağ evine bakıyorum, kapısında kilit yok. Kapılarını her kim çalışyor ise yedikleri ekmek ve peyniri, içtikleri sütü mutlaka misafirleri ile paylaşıyorlar. Kapıda kilidin olmaması uç bir örnek belki ama en azından insanların komşularının kapı zillerini sadece ihtiyaç için değil hatır sormak için çalabilecek kabiliyette olmalarını dilerdim. Yıllar öncesinde olduğu gibi.

Aynı durum akrabalar için de geçerli tabi. Komşu yerel tabirle “kırk kat el” ama ya akrabalar? Akrabasının mutluluğundan hoşlanmayan, başarılarına haset eden insanlar için ne demeli? Keşke bu tipler hiç olmasaydı da, bir ad takmak bir tanım yapmak zorunda kalmasaydık. Birbirlerinin çocuklarını kıyasalamaktan bayramlaşmaya, hatır sormaya fırsat bulamayan insanlar, kimimizin teyzesi, kimimizin amcası...Heidi'yi çalışmak zorunda olduğu için dedesine bırakan teyzesinin işi bulduktan sonra yeğenini tekrar yanına alma çabasına da bakınca, insanın televiyon ekranına dalıp çizgi filme dahil olası geliyor..

Kanaatkar yaşardık. İhtiyaçlarımız dahilinde alışverişlere çıkardık. Bayramlıklarımız külçe altın değerindeydi, arefe günü koynumuza alıp uyumazsak bayram gelmez sanırdık. Eskimemişse bir şeyin yenisini almak israftı. Şimdi özçekimlerimizi, giymediğimiz ve sosyal medyada yayınlamadığımız kıyafetlerimizle yapmaya özen gösteriyoruz. Dolup taşan gardrop ve vestiyerlerimiz var. Peki ya Heidi'nin? Etek kısmı kırmızı tek bir elbisesi var, yaz kış onu giyiyor. Başka bir çizgi film karakterlerinden Pepee bile bazen annesinin hediye ettiği kazakla kostüm değiştiriyor ama Heidi hep aynı. Derdi, koşmak, oynamak, zıplamak. Günümüz aynı yaştaki çocuklar gibi markaları da bilmiyor. Giydiği kıyafet sadece vücudunu kapatma işine hizmet ediyor, gerisi hikaye...

Çizgi film karakteri dedim ya, ama hayal olmasına rağmen hiçbirimiz Heidi kadar olamadık ya, yazık bize. Hep daha fazlasını istedik hayattan, istemeye de devam ediyoruz. En önemli varlık sağlıkken para ile ölçülebilen maddelerin sahipliği için debeleniyoruz. Aşağıya bakıp şükretmek yerine yukarıya bakıp kıskanmak hayat felsefemiz. Bir bardak suyu içebildiğimiz, bir güne daha uyanabildiğimiz için mutlu olmak yerine, gereksiz esksikleri tamamlamak için harcıyoruz zamanı. Daha lüks bir ev, daha modelli bir araba, daha pahalı bir cep telefonu. En traji komiği de ne biliyor musunuz? Öldükten sonra bu sayılanların hiçbirini paketleyip yanınızda götüremiyor oluşunuz. Götürdükleriniz ise; bir çocuğa gösterdiğiniz merhamet, bir fakirle paylaştığınız ekmek ve bir yaşlıya sunduğunuz hürmet...Bilin istedim...

YORUM EKLE

banner271