banner257

İNSAN SEVİCİLİĞİNİ BIRAKALIM!

Sevmek duygusu, Allahın insana bahşettiği ulvi bir özellik olsa gerek.

Sevgisiz insanı,luzumsuz sesler çıkaran içi boş bir tenekeye benzetebiliriz.

Bunu başımızla beraber kabul ettik.

Sevginin türleri var tabii.

Allah sevgisi,insan sevgisi,doğa sevgisi,meta sevgisi,para sevgisi gibi...

İçlerinde en makbul ve aziz olanı Allah sevgisi,devamında ise insan sevgisi gelmektedir.

Bunlar hepimizin üç aşağı beş yukarı bildiğimiz ve üzerinde ittifak ettiğimiz şeyler.

Burada yazımıza konu olan ise, çok meşru olan insan sevmenin nasıl hastalıklı bir vaziyete dönüştüğü konusudur.

Yani...

'İnsan Seviciliği'ne değinmek istiyorum.

İnsan sevgisini anladık da bu insan seviciliği nasıl bir şey dediğinizi duyar gibiyim.

Son günlerde sahte tarikat şeyhinin küçük bir kıza tecavüzü ile gündeme gelen bir olay hepimizin duygu ve düşüncelerini alt üst etti sanırım.

Benim açımdan ise;bırakalım tarikat şeyhini,insanlara olan genel bakışımı tahlil etmeme vesile oldu diyebilirim.

Bana göre...

Biz Türk toplumu olarak aşırı uçlarda seviyoruz veya nefret ediyoruz.

Bu durum psikiyatride 'Bipolar Bozukluk'diye tanımlanabiliyor.

''Ya benimsin ya toprağın''zihniyeti bizi kara sevdalara veya aile katliamlarına kadar götürebiliyor.

Bu aşırı sevme ve bağlanma dürtülerinin altında yatan nedenleri bilimsel olarak benim burada tanımlama ma imkan yok.

Ayrıca...

Sosyal ilişkilerin dışındaki dini ve milli duygularımızda da ...

Hislerimizi ve düşüncelerimizi kontrol edemediğimiz kaçınılmaz

bir gerçek.

Bunu çok iyi bilen ve bu hassasiyetlerimizden istifade eden kötü niyetli kişi ve kurumlar...

Ne yazık ki insanları istismar edip mağdur ve mazlum durumuna düşürebiliyorlar.

Hem de ne mağduriyetlere!..

Erkek-kız demeden küçük yaştaki çoçuklardan tutun...

Kendilerine inanmış ve teslim olmuş müridlerinin eşlerine tecavüz edecek kadar...

Maddi mağduriyetler bu yapılanların yanında çok hafif kalır bana göre.

Mağduriyetlerin alanı çok geniş aslında.

Siyasette,ticarette,bürokraside ve daha bir çok alanda inanmanın ve aşırı bağlanmanın faturasını çok ağır bir şekilde ödüyoruz maalesef.

Ancak...

Bu vahim ve dramatik duruma neden geliyoruz sorusu çok önemli?

Evet...

Kişileri gözümüzde ve gönlümüzde aşırı büyütme,yüceltme ve koşulsuz bağlanma gibi sakat bir durum söz konusu...

Siyasette liderlere,tarikatlarda şeyhlere,magazin dünyasında ünlülere ve sosyal ilişkilerimizde insanlara aklımızı yitirircesine teslim oluyoruz.

Siyasetçi ''Öl'' dese ölüyoruz.

Şehyin abdes suyunu içip,karımızı,kızımızı teslim ediyoruz ki 'Cennete girmenin rızasını alayım'diye.

Sahte din adamalarına inanıp;devletimize ihanet dahi edebiliyoruz.

Sonuçta...

Hukuken bu işin istismarcıları birinci derece suçlu görünse de...

Benim kanaatim o dur ki...

Bu sonuçların ortaya çıkmasına meydan verenler biraz da 'koşulsuz teslimiyetçilerdir' diyorum.

Yani...

Yüce Allahın insanlara bahşettiği akıl gibi bir hazineyi heder edenlerdir.

İşte bu yüzden...

Tarihten ve yaşananlardan ders alıp kendini bilmezlerin din ve milliyetçilik adına duygu bezirganlığına kalkışmalarına fırsat vermemeliyiz.

Duygularımız hiç bir zaman aklımızın önüne geçmemeli diyorum.

Zira...

Bizi bize,bizi evladımıza kırdırırlar!

Ortada ne din kalır ne devlet ne millet!

Saygılarımla.

YORUM EKLE

banner310