Ben, dünyada ve ülkemde hoşnutsuzlukların yaşandığı, ABD gibi bir dünya devinin, Vietnam'da bağımsızlık savaşı veren halka, akla hayale gelmedik işkenceler uyguladığı, insanların darağacında sallandırıldığı, ABD filosunun Türkiye'ye gelişinin ülkem gençliğini ayağa kaldırdığı, ABD Elçisinin aracının üniversite bahçesinde yakıldığı, boykot ve grevlerin arttığı bir dönemde yaşadım çocukluğumu ve ilk gençliğimi.
Ondandır sanırım, emperyalizmin acımasızlığına, kendi çıkarından başka çıkar tanımamasına, kendinden gayrısını sömürge bilmesine her fırsatta şahadet edişim.
Çocukluğumda evimizde radyo yoktu. Köy bakkalının pencereye koyup sesini sonuna kadar açtığı radyosundan dinlerdim 19.00 ajansını..
Çocuk olmama rağmen, Türkiye ve Dünyadaki gelişmelere dikkat kesilip dinlemem büyüklerim tarafından yadırganırdı.
12 Mart Muhtırasının verilip Başbakan Demirel'in istifa ettiği yıllarda İlkokula gidiyordum.
O dönemde yaşananları TRT radyosu tek taraflı verdiği için mümkün olduğunca Gazeteye ulaşmaya çalışırdım.
O günlerde, evimize aksamalı olarak da olsa giren, Akşam Gazetesi, Bugün Gazetesi ve Tercüman Gazetesi'ndeki köşe yazılarını didik didik eder, yaşananlara farklı bakış açılarını gözden kaçırmazdım.
1970 sonrası aklımın erdiğinde Türkiye'de yaşananları pür dikkat izlemeyi sürdürdüm.
O Yıllarda Gırgır Dergisi'nin bayilere ulaştığı Çarşambaları, İlçe otobüsünü, siparişini verdiğim derginin geleceği heyecanı ile bekler alır eve kapanır bir solukta hatmederdim.
Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının, kulaktan dolma bilgilerle efsaneleşmesini, üniversitelerde yaşanan gelişmeleri, anti emperyalist akımların güçlenmesini, buna karşılık Milliyetçi yapının örgütlenme çalışmalarını, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yakalanışını, Sıkıyönetim Mahkemelerinde İdam Cezası alışlarını, İdam edilişlerini izledik.
Kıbrıs Barış Harekatı, sonrası emperyalizmin ambargosu, Ortanın Solu kavramının siyasette yer bulması, Ecevit, Demirel, Türkeş ve Erbakan'ın siyasetteki seviyeli kavgalarını, Cumartesileri öğleye kadar da okula gidişimizi, sigara, tüpgaz, margarin kuyruklarını, TRT'nin necefli maşrapasını, karartma gecelerini.. Öğrenci olaylarını, Sağ-sol çatışmalarını..
İşte bunlar şekillendirdi bizim çocukluğumuzu ve ilk gençlik yıllarımızı.
Sonrası 1980 Eylül'ü.
Eylül'ün gölgelediği 80'li yıllar.
1990'lı yıllarda demokrasi fidanının yeniden göverdiği zaman dilimi.
2 binli yıllarda Türk Silahlı Kuvvetleri bşta olmak üzere Cumhuriyet Kurumları ve aydın insanlar üzerinde tezgahlanan Ergenekon, Balyoz gibi senaryoların tek tek hayata geçirilmesi, demokrasinin beşiği üniversitelerin Türkiye ve Dünyadaki gelişmelere bile tepki verememesi, demokratik yapılanmaların budanması, buna karşılık dinsel motifli yapıların alabildiğine önünün açılması..
Ve onlarca aydının sokaklarda cinayetlere, araçlarına konulan bombalarla yok edilmesi, Bakanların "Tuğlayı çekersek duvar yıkılır" söylemlerini.
Eğitimin, eğitimsizler ordusuna dönüştürülmek için silah olarak kullanılmaya başlandığı, üniversite rektörlerinin bile 'Allah okumuşların şerrinden bu ülkeyi korusun' noktasına geldiği Sarık ve cübbeli gençlerin, kara çarşaflıların mahalle baskısı uygulamaya başladığı, Fetullah Gülenli, Cübbeli Ahmet Hocalı, Menzilli yıllar.
Ve 15 Temmuz ihanetinin sahnelendiği gece.
İşte böylesi bir tarihsel sürece sahip benim kuşağımın, kahır ekseriyetinin ortak görüşü;
"Bizler arada kaynamış bir nesiliz. Ama çocuklarımız, torunlarımızın geleceği hiç değilse aydınlık olsun.."
Tabii ki bu ortamda, bu bir temenni olmanın ötesine geçemiyor.
Zira, ötekileştirme devlet mekanizmasının temeline yerleştirildi.
Eğitimsizlik sınav kağıtlarına yansımaya başladı.
Bilimde, fende, teknolojide velhasıl eğitimin her noktasında çağdaş dünya ile tüm ilişkilerimizi kestik.
Avrupa ülkelerinde pasaport kontrolü sırasında, Türkiye Cumhuriyeti Pasaportu taşıyanların geçmişi didik didik ediliyor.
Paramız ve Pasaportumuz el ele verdi değer yitirdikçe yitirdi ve bu günkü acınası noktaya geldi.
Ortadoğu'nun lideri olacağız derken, 'ortada' kaldık.
Ne doğu, ne batıya artık güven vermiyoruz.
Bazı din adamları, konu bilim, konu fen, konu teknoloji olduğunda bu alanlarda sınırları zorlayan ülkeler ve toplumlarla alay ediyor, "Ne gerek var, elin gavuru icat ediyor zaten, sen bastır parayı kullan' diyerek beyinlerin itaat çemberinde şekillenmesi için çaba gösteriyor.
Böylesi dönemlerde topum hep umuda sarılır dostlar biliyorsunuz.
Ama bu ülkede umudu da toprağa verdik.
Huzur ve Adalet adım adım yok ediliyor.
Son bakan atamaları da bunu göstermiyor mu?
Velhasıl, çocuklarımızın, torunlarımızın geleceği için de karamsarım.
Artık güzel ülkemde dinci akımların görünmeyen bir savaşını yaşamaya başladık.
Yani şairin dediği gibi;
Nasıl öfkelenmem ki, düşündükçe memleketimi..
Çırpınıyor ayakları altında, bir avuç hergelenin..