AKP kendi eliyle yarattı, her hafta sonu bir vilayette, her çarşamba İstanbul'un bir ilçesinde yaşanan tabloyu.
Ne oldu da, CHP’nin düzenlediği Miting ve açık hava toplantılarına on binler akıyor?
Mitinglerde alanları, kapalı toplantılarda salonları dolduranların tamamı gönüllü.
Katılımcılara kumanya vaat edilmiyor.
Gelecek araçların yakıtı da bedava değil.
Toplu taşım araçları da ücretsiz değil, birilerinin yaptığı etkinliklerde olduğu gibi.
Su bile dağıtılmıyor.
Lapa lapa yağan kara, yağmurun altında yağmura, güneşin yakıcı sıcağında sıcağa kafa tutuyorlar.
Birim Müdürleri, birim amirleri “Yoklama yapacağım ona göre” diye de emrindeki personeli uyarmıyor.
Başıma iş gelmesin diyerek sırf memleket büyüklerine görünmek adına fotoğraf çektirmeye gelenler de yok.
Oldum olası, bu tür etkinlikleri bir kenardan izleyen, mesleğimi kullanarak ön sıralardan boy göstermeyi de pek sevmeyen biriyim.
Ama bırakın bir kenarı, meydanların ve meydan çevrelerinin görüntüsü her şeyi anlatıyor.
Aklıma Sayın Abdullah Gül ile Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın birlikte, 23 yıl önce, eksi 20’lerde soğuğa rağmen rağmen Atatürk Stadı’nın içerisini, dış sahayı tamamen doldurdukları gece toplantısı geldi nedense.
Böylesi etkinliklerde, ben kelle sayısına değil, coşkuya bakarım.
Katılanların neredeyse tamamının gözünde ‘sevgi’ vardı, coşku vardı, umut vardı.
Zira kürsüdeki adam, onların söylemek istedikleri ama dile getiremediklerini söylüyor, onların özlemlerini haykırıyordu.
İlk kez Demokrasiyi, Cumhuriyeti yok etmeye kalkışanlara karşı kafa tutan biriydi konuşmacı.
İlk kez yaşadıkları her alandaki sıkıntılara çözüm önerileri sunan biri vardı ve yolunu kesmeye kalkışanlara inat, çevresindeki kalabalığı yüzbinlere, milyonlara dönüştürmeye kararlı bir isim.
Yolsuzlukları yok edeceğini, yoksulluğu ortadan kaldıracağını, yasakları bitireceğini söylüyordu.
Ama 23 yıl önce verilen sözlerin hiç birini gerçekleştiremeyen, hala milleti bölerek bir seçim daha kazanmanın hesabını yapan o isimler güven kaybetti, zamanında kendilerine gösterilen sevgiyi hayal kırıklığına dönüştürdüler.
Kayseri, Konya, Erzurum gibi vilayetlerde oluşan kalabalıkların sesi, iktidara ciddi bir uyarıdır aslında.
Yazının başında ne dedim.
Meydanlarda Özgür Özel'in, Silivri Zindanında İmamoğlu'nun bir ressam titizliğinde çizdiği tabloların tek müsebbibi iktidardır.
Bu tablonun oluşmasına MHP Liderinin katkısı da yadsınamaz.
Zira bu güzel ülkenin ve bu Aziz Milletin içine düşürüldüğü çaresizlik noktasında ve bu ucube rejimin oluşmasında öncü olmuştur hep.
Şimdi ise İmralı Canisini özgürlüğüne kavuşturup ona statü vermekten bahsediyorlar.
İzliyorsunuz Silivri'de yaşananları.
Sanki sanık kürsüde, yargılanan sanık sandalyesinde.
Psikolojik hava aynen bu şekilde.
AKP Lideri vakti zamanında, “İstanbul’u alan Türkiye’yi de alır” demişti hatırlarsanız.
Bir kez aldı İmamoğlu saymadılar, ikinci kez aradaki fark 800 bin olunca, “Topal ördek, bir yere varamaz” diye küçümsediler. Üçüncüsünde farkı bir milyon yapınca ağzından çıkan her kelimeye soruşturma açılmaya başlandı.
İstanbul’un boğazlarını, sahillerini, hatta Galata Kulesi’ni belediyeden alıp kendilerine bağladılar.
Belediye Bürokrasisinden fazla müfettiş görevlendirdiler belediyelere.
Söylediği her söze, kullandığı her cümleye soruşturma açtırarak sindirmeye kalkıştılar.
Baskı arttıkça sevgi çemberi büyüdü.
İçeri tıktılar, o çember sel oldu Anadoluya akıyor.
Şimdi diyorlar ki, Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi;
"Cellat uyandı yatağında bir gece
'Tanrım' dedi, 'Bu ne zor bilmece :
Öldürdükçe çoğalıyor adamlar
Ben tükenmekteyim öldürdükçe..."
Peki neden böyle oldu diyecek olursanız;
İktidar Partisi’nin son zamanlarda Hizbullah artıklarının oluşturduğu bir siyasi yapıya, hatta Doğu Perinçek'e bile kendini muhtaç hale getirmesi, teröristbaşı ile sık sık kurduğu diyalog, parti içindeki Atatürkçü, Mütedeyyin, Cumhuriyet aşığı ve Demokratları endişeye sevk etti.
Fakirleştirdiler, açlıkla sınıyorlar bu aziz milleti, var mı ötesi.
Atatürk’ün bize emanet ettiği, gençliğe zimmetlediği Cumhuriyeti, Demokrasiyi, Laikliği, birlikteliği darmadağın ettiler.
Artık AKP içerisindeki Muhafazakar Demokratlar, MHP içindeki Milliyetçi Demokratlar ve Merkez Sağdaki Demokratlar, ülkenin geleceği konusundaki kaygılarını ortaklaştırdılar.
Sayın İmamoğlu’nun söylemleri, onların ortak söylemidir, bundan böyle,
Bir çok kentte, Ocak'ta, Şubatta ve Mart'ta böyle kalabalıklar bir araya gelmemişti yıllardır.
Millet kararını verdi, adayını belirledi ve adaylık başvurusu için atılan 27 milyon imza bir tır dorsesinde, YSK'ya verilmek üzere bekliyor.
Şimdi sıra belediyelerde.
CHP Örgütleri Büyükşehir ve ilçe belediyelerinde halkın önüne sandıkları koymalı ve yapılacak ilk seçimde Belediye Başkanı olacakları belirleyerek şimdiden gölge belediye başkanları olarak etmelidir.