ONLAR KİM Mİ?

Peşin peşin söyleyeyim.

Her topluluğun, toplum katmanının içerisinde bulunur mikroplar, pislikler, kendinden başkası için parmağını kıpırdatmayacak soysuzlar.

O mikroplar ve pislikler kaostan, kargaşadan beslendikleri için huzur istemezler, Sayın Cumhurbaşkanının ölen annesine küfreden, Sayın Ekrem İmamoğlu’nun ailesine küfür ve hakaret eden soysuzlar gibi.

Eğer, “Sayın Cumhurbaşkanının küfür edilen Sayın Annesi benim de annemdir, aşağılanan, hakaret edilen Sayın İmamoğlu’nun eşi ve çocukları benim de kardeşimdir” diyebiliyorsan insansın.

Ama eğer milyonların sokaklarda olduğu bir dönemde 3-5 densiz provokatörün küfrünü cımbızla seçip onun üzerinde tepiniyorsan ve bu kitlelerin taleplerinin üzerini bu küfürle örtmeye çalışıyorsan, senin de onlardan farkın yoktur.

O halde sorman, sormanız gereken ilk soru şu;

Kim bu meydanları inletenler?

Bakın anlatayım, dilim döndüğünce;

Onlar sizin bile unuttuğunuz Van Depremi sonrası kenetlenip Van’daki yurttaşların tüm ihtiyaçlarını karşılayan, “Yeter artık yardım göndermeyin” dedirtenlerdir.

Onlar, Kahramanmaraş Merkezli deprem sonrası, okulunu, işyerini terk edip, imkanları ölçüsünde arabasına yardım malzemesi yükleyen ve çetin kış şartlarında deprem bölgesine koşan yürekli insanlardır.

Onlar, sizin iktidarınızın şirketleştirdiği Kızılay’ın elindeki stok çadırları parasıyla satın alıp depremzede için elleriyle kuranlardır.

Onlar, sizin gönderdiğiniz polis şefi deprem yardımlarını tırtıklayıp Trakya'daki evine stoklarken, sırtındaki kışlık montu çıkarıp depremzedenin sırtına geçiren yiğitlerdir.

Onlar kamuya personel alımı için düzenlenen sınavlarda ilk yüze girmesine rağmen, sizin görevlendirdiğiniz taşeron mülakatçıların, “Kiprinin derisinde kaç iğne var” sorusu sorarak safdışı bıraktığı zeka küpleridir.

Onlar hatalı uygulamalarla, yandaşlarınızı zengin etmek adına, sizin lüksünüz ve şatafatınız aşkına gün be gün fakirleştirdiğiniz, ekmeğini kazanamaz hale getirdiğiniz toplum katmanlarıdır.

Onlar ülkenin seçkin üniversitelerinde okuduktan sonra işsizliğe mahkum ettikleriniz, kariyer planlarken kendini sizin yarattığınız üç harfli marketlerde asgari ücretli kasiyer olarak bulan çaresiz milyonlardır.

Onlar CHP'li Belediyelerin açtığı Halk Ekmek kuyruklarında ömür tüketenlerdir.

Onlar, Belediyelerin Kent Lokantalarında utana sıkıla sıraya girip, günde 1 öğün yemek ile 24 saati geçiren çaresizlerdir.

Onlar, yüksek öğretimde yaptığı çift anadal diplomalarının toplamının Kartal İmam Hatip diploması kadar değeri olmamasına isyan edenlerdir.

Onlar, sizin iktidarınız öncesi 1,5 asgari ücret oranında maaş alan ve o maaşla evini geçindiren, çocuğunu okutan, şimdi ise sizin sayenizde aldığı emekli maaşı oturduğu evin kirasının yarısı bile etmeyen emeklilerdir.

Onlar, çalıştığı fabrikada, yemekte önüne konan 1 portakalı, amirinden izin alarak yemeyip evine, çocuğuna götüren asgari ücretlilerdir.

Kısacası;

Onlar Atatürk’ün tarif ettiği Büyük Türk Milletidir.

Peki onlara karşı devlet ve adalet sopası kullanmaya çalışanlar kimler, biliyor musunuz?

Onlar ise 15 Temmuz öncesi MHP yönticileri ve hatta Sayın Cumhurbaşkanı hakkında hazırladıkları tapeleri el altından sızdıran ve kendilerini 15 Temmuz sonrası da kamufle etmeyi başaran Fetullah’ın devlet içine yerleştirdiği ajan ve militanlardır.

Onlar da, çalıntı sorular, sınavdan bir gün önce masasına konulan ve KPSS Sınavında tam puan alarak devlete, iktidar eliyle sızdırdığınız ekose ceket ve badem bıyıktan öte hiçbir özelliği olmayan zavallılardır.

Onlar da, “Benden kullanışlısını bulamazsınız” diye kapınızı çalan ve asansörle devletin kilit noktalarına yerleştirdiğiniz biçarelerdir.

Onlar da, yakasındaki siyasetçi rozetini çıkarıp yargıya yerleştirdiğiniz ve yargı sopasını eline verdiğiniz adamlardır.

Onlar da, Osmanlı döneminden kalan Bekçilik Teşkilatını yeniden kurarak buraya doldurduğunuz, öğretmenlikten polisliğe, Sosyologluktan gardiyanlığa terfi! ettirdiklerinizi küçümseyen, partili bebeleridir.

Onlar da, sabah makam şoförünün porselen tabakta kendisine uzattığı pudra şekerini burnuna çektikten sonra, telefonuna kayıtlı zavallılar topluluğuna Cuma mesaj atanlar ya da “Her Cuma sallıyorum Bakara’dan bir ayet” diyen tescilli hırsızlardır.

Onlar da, haklarında hazırlanan yolsuzluk dosyaları bakanın sümeninin altında tutulurken bu günkü belediye başkanlarının akıllarına bile gelmeyecek yolsuzluk suçlamalarını yayan Gökçekgillerden başkası değildir.

Onlar da, 3 maaş, 5 maaş, 7 maaş, 9 maaş aldıkları ve kayyum olarak atandıkları şirketlerde palazlandırdığınız insan müsveddeleridir.

Bu Aziz Millet, geleceğinden umudunu kestiği bir noktada çıkmıştır karşısına, Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş.

Onlar ilk bölümde tarif ettiklerime, kaybettikleri tüm değerlerin onların en temel insan hakkı olduğunu haykırmış, “Sizin paranızı size veriyoruz” diyerek Sosyal Belediyeciliğin kapılarını sonuna kadar açmışlardır.

Kısacası, Sevgili iktidar edenler;

Bir millet uyanmaya başladı.

Camide diyemediniz ama cami avlusunda içki içtiler yalanı ile artık bizi ve milleti kandıramayacaksınız.

Siyasi Tarihimize, ‘Kabataş yalanı’ olarak geçen ve yüzlerce Cuma görüntülerini beklediğimiz, bir türlü yayınlayamadığınız yalanlara artık o kitlelerin karnı tok.

Bu saatten sonra size alternatif kim varsa bu millet onun arkasında saf tutacaktır.

Korku bundandır, kaygı bundandır.

Zira ortada kurduğu safahat düzenini korumaya çalışanlar ile kaybedecekleri hiçbir şey kalmayanlar vardır.

Polis baba ve polis annenin, karşısındaki üniversite öğrencisi oğluna, kızına el kaldıracağını, umuyorsanız yanılıyorsunuz.

Sokaktaki kitlelere de uyarımdır.

Aranıza karışan ve sizi kanun dışı yollara sevketmeye kalkışanlara karşı dikkatli olun.

Polis Barikatının önünde sevdiğinize evlenme teklif edin, size gaz sıkan, su sıkan, jop kullanmak zorunda kalan polis sizin akrabanızdır, komşunuzdur, hemşehrinizdir, ama emir kuludur.

Onlara çiçek verin, kitap hediye edin ki onlara 'vurun' diyen şefleri bile utansın.

Yani, mizahi gücünüzü kullanın, şimdi yaptığınız gibi.