POHPOHLANANLAR..

Yapmayın beyler, ayıp ediyorsunuz.

Ülkenin medya gündemini yakından izleyenler görecek ve kabul edecektir.

Bu memlekette televizyon ekranları, gazete sayfaları belli isimlere tahsisli.

Onların söylediği her söz, yaptıkları her uygulama, parasal bedelini ödedikleri için olsa gerek, gazetelerin manşetlerinde, TV ekranlarının değişmez görüntüleri.

Cumhurbaşkanı bir yerde konuşma yapıyor, bütün TV Kanalları ortak canlı yayında, ikinci gün bütün gazetelerin manşetlerinde bu konuşma, bütün tv tartışma programlarında, aynı tipler, aynı söylemler.

Yani geneli de aynı, yereli de aynı.

Adam İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki görevinden alındıktan sonra Kayseri’nin en büyük üretim üssünün başına kayyum olarak gönderilmiş.

6 Ay geçmeden kente kafa tutar hale gelmiş.

Sadece bize mi?

Bu kent halkının milletvekillerine bile efeleniyor mübarek.

Seçilmişler için sarfettiği söze bakın;

“Ben lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye”

Adam resmen bu kentin temsilcilerine, “Adam mısınız ki, bana laf yetiştiriyorsunuz” demek istiyor diyeceğim ama, resmen diyor,

Daha da enteresanı, eskisi, sonradan olması tüm medya kalemşörleri milletvekillerinin karşısında, adamın yanında, açıklamasını virgülüne dokunmadan veriyorlar.

Niye diye sorduğunuzda, “Efendim Kayserispor Takımına sponsor oldu, bir çok aktiviteye destek sağlıyor”muş.

Kimin parası ile?

Kayseri’de bulamadılar mı, bu güzide holdingin başına oturtacak ve kent için hizmet edecek bir isim?

Cevap, hık-mık.

Millet İttifakı’na tavsiyemdir, bu tipler koltuğu korumak için her kılığa girerler.

Yarın iktidar değiştiğinde, adamı görevde tutun.

Bakın, şimdi kulu kölesi olduklarına nasıl sövüyor.

Süleyman Demirel’in bu tür zübükler için verdiği 'onların kapısı-bizim kapımız' örneğini de hatırlatıyor, ‘Haddini bil efendi” demekten başka bir şey demiyorum.

Bir başkası, çöplükten çıkarılan paslı teneke.

Ama mahir kalemler tarafından ‘Altın’ diye önümüze kondu.

Adam 2 yılda kutsandı, ilah ilan edildi, kimi kalemler sayesinde mal sahibi oldu, kat sahibi oldu.

Ta ki, gerçek yüzü ortaya çıkarılıp, savunulamaz hale gelene kadar.

Gerçek yüzü ne mi diyeceksiniz.

14 yaşındaki masör kızı istismar etmeye kakışmak ve masörler kadınlarca eşek sudan gelene kadar dövülmek.

Bir daha başkası.

Bütün Avrupa’nın baca tozunu Kayseri’ye getirtiyor, ton başına da depolama ücreti alıyor.

Defalarca yazdım, onlarca kez uyardım.

Her Bakanın, her belediye başkanının bilgisi dahilinde, bu kentin geleceği zehirleniyor.

Ama devlet katının da, malum medyanın da ‘Makbul adamı..’

Niye?

Taksimetrelerin bir ucu da ona bağlı.

Ama söz veriyorum, bir kentin geleceğini zehirleyen bu muhterem! yaptıklarının hesabını er ya da geç adalete verecektir, vermesi için elimden geleni yapacağım.

Son 20 -30 yılı hatırlayanlarınız vardır.

Patronlarından çok, adıyla ünlenen inşaat şirketini.

Daha inşaat ruhsatı almadan binalar dikti memleketin her yanına.

İslim arkadan gelsin diyerek sattı da hemen hepsini.

Hala 15 yıldır mesken ruhsatı kovalayan daire sahipleri var.

15 Temmuz sonrası Fetö’cü yüzü ortaya çıkınca adam saf dışı edildi ama ortağı şirketin adını değiştirerek büyümeye devam ediyor.

Öyle ki şirketin yaptırdığı sitelerden bile adı bu şirketin silindi, oysa şirketin küçük ortağı Kayseri’nin en büyük inşaatçısı.

Şimdi mahir medyamız, kör bıçaktan yarattıkları bir başka ‘Pala’ya tapınıyor.

Onun da çıkacak yakında meziyeti, göreceksiniz.

Yani diyeceğim dostlar.

Sevgili gazeteciler, tv’lerin ekran yüzleri.

Bu kent 3-5 kişiden ibaret değil.

Gına geldi bize, “Belediye Başkanı filan, bilmem nerenin yönetim kurulu başkanını kabul etti..” türü dolgu haberlerinden.

Bu kent 1,5 milyon nüfuslu ve devasa sorunlar yaşayan bir coğrafya parçası.

Bu kent bu ülkeye yıllarca yönetici yetiştiren, ticarette, sanayide önder bir kentti eskiden.

Bu kent, İstiklal Savaşı’nın en sıkıntılı dönemlerinde başkent olarak planlanmış, meclis binası bile ayarlanmış önemli bir vilayet.

Bu kentte görev alanlar, ülke milliyetçiliği kadar kent çıkarları için de çaba göstermeli, bu kentten yetişen siyasetçiye, bürokrata kafa tutan sonradan olmalara “Hop arkadaş, haddini bil” demeli, diyebilmelidir.

Bu kentin çıkarlarını korumakla yükümlü kalemler de artık, Sultanlaştırdıklarının sofralarından kalkıp, bu kentin sorunlarına gazetecilik penceresinden bakmalıdır.

Ne diyor İmam-ı Azam;

“Sultanın sofrasına oturan alimin fetvasına itibar edilmez..”

Anladınız siz onu..