SANDIK, DARBE ARACI DEĞİLDİR.

İzliyorsunuz değil mi, yaşanan komediyi?

Kaybedeceklerini anlayan güruh, aba altından sopa göstermeye başladı..

14 Mayıs’a , ‘Sivil darbe hazırlığı’ diyeni mi ararsın.

“Tek dertleri Recep Tayyip Erdoğan’ı oradan indirmek” diyeni mi..

Bir taraftan, “Kandil’den talimat alana iktidar teslim edilmez” derken, diğer yandan İmralı’ya elçi gönderenleri mi.

Tarikat yurtlarında yaşanan taciz ve tecavüz olaylarına ‘Bir defadan bir şey olmaz’ derken LGBT üzerinden seçim kazanacaklarını sananları mı.

Ekonomik açıdan yaşanmaz hale getirdikleri güzel ülkemde soğan fiyatları ile alay ederek yeniden seçim kazanacaklarını umanları mı.

Barış, kardeşlik, umut vaadlerini, savaş, kışkırtma, bölme teraneleri ile bastırmaya çalışan güruh var karşımızda.

Tüm imkanlarını seferber ediyor, parasıyla yevmiyeci topluyorlar, Fabrikaları kapatıp servislerle meydanlara işçi yığıyor, kamu kuruluşlarında çalışanların katılımı için genelge bile yayımlıyorlar.

Ama, Cumhurbaşkanının mitinglerine bile, Mansur Yavaş’ın mitinglerine katılanların yarısı kadar adam toplayamıyorlar.

21 yılın sonunda bile oturup, “Nerde yanlış yaptık?” sorusuna cevap aramak, samimiyetle yapıkları hatalarla yüzleşmek yerine, hala çamur siyaseti ile, sandığı bile darbe aracı olarak sunmaya çalışıyorlar.

İçinizden biri, Sedat Peker çıktı, iktidarın kilit noktalarına yerleştirilenlerin nasıl çuvallarla para götürdüklerini isim isim, yer yer anlattı, üzerine gitmek ve gereğini yapmak yerine, adamı susturdunuz.

Yine Sedat Peker çıktı, gemi adı vererek, yanaşacağı limanı göstererek, indirilen tonlarca ağırlıktaki uyuşturucunun nasıl dağıtıldığını anlatarak size ihbarda bulundu, kılınızı bile kıpırdatmadınız.

Şimdi Muhammed Yakut anlatıyor gün gün, yer yer, isim isim.

Hiç üzerinize alınmıyor, Yakut’u da susturmak için elinizden geleni yapıyorsunuz.

Söyletenin değil, söyleyenin üzerine yürüyorsunuz.

Suçluyu değil, hırsızı ifşa edeni susturarak sürdüreceğini sanıyorsunuz, devr-i iktidarınızı.

“Adam seccadenin ucun bastı” yaygarası koparırken, bir yandan da cami avlularında miting yapıyor, tutma imam bozuntularına camide iktidar aşkına vaaz verdirtiyorsunuz.

Hiçbir çabanız, milletin uyanışına engel olamayınca da, “14 Mayıs sivil darbe hazırlığıdır” öyle mi?

Hadi buyrun, 14 Mayıs’ta sandıktan çıkacak “Millet İradesini tanımıyoruz” diyin bakalım.

Bu aziz millet var ya, sizi tükürükleri ile boğar.

Ne zamandan beri demokrasilerde seçim darbe olarak kabul edilmeye başlandı.

Neymiş efendim, “ABD 15 Temmuz’da tamamlayamadığı darbeyi sandıkta tamamlayacak mış..”

Haydi oradan soytarı.

Doğru, ABD Türkiye’de darbe yapmaya çalıştı.

Ne zaman biliyor musunuz?

Ilımlı İslam yaygarası ile sizi iktidar ettiği zaman. İçinizdeki adamlara sorun, partinizin nasıl kurulduğunu, kuruluş toplantılarına kimlerin katıldığını, hiç bir resmi vasfı olmadan Beyaz Saray’da kimlerin ağırlandığını..

Gazeteci Merdan Yanardağ’ın, “Bir ABD Projesi olarak AKP” Kitabını okuyun”

Ya da, “Biz Büyük Ortadoğu Projesinin eş başkanlarından biriyiz” naralarını hatırlayın.

Irak Tezkekeresine karşı çıkan şerefli Türk Subaylarını , komuta kademesinin nasıl iktidarınızda hücrelerde çürütüldüğünü.

ABD Türkiye üzerinde hesaplar yaptı ise, bilin ki kullandığı yapı, “Millet İttifakı partilerinden değildi..”

Fetullah Gülen, 15 Temmuz’da darbe yapmaya kalkışacak kadar, ordunun, yargının, emniyetin içinde güçlendirildi ise, güçlendiren de Kemal Kılıçdaroğlu değil, ona elçiler gönderen, ona ‘ne olur dön artık’ diye salya sümük sahte gözyaşı dökenlerdir.

Şimdi neymiş Fetö-PKK işbirliği yaparak altılı masanın altına yerleşmiş öyle mi?

Oslo belgeleri, Dolmabahçe mutabakatı, Çadır Mahkemeleri, Şivan Perver skandalı, Barzani’ye yamanmışlık, Suriye’ye gitmesine izin verdiğiniz ve yedikleri lahmacunun bedelini ödediğiniz Peşmergeler, Cumhuriyet Bayramında ülkemiz topraklarından geçerken attıkları “Biji Obama” sloganları ortalıkta durduğu sürece bilin ki bu çamur tutmaz.

Sadece eliniz ve diliniz çamura bulanır.

Beyhude çabalıyorsunuz.

Türk Seçmeni ne mi yapacak.

Hiçbir tahrikinize, kışkırtmanıza tepki vermeyecek.

14 Mayıs sabahı gidip sandıkta oyunu kullanacak, sayımını, sonucunu titizlikle takip edecek ve sonuçları bekleyecek.

Ammaaaa, sizin seçimde, sandıkta, Seçim Kurullarında, Yüksek Seçim Kurulunda girişeceğiniz herhangi bir tezgaha da kesinlikle izin vermeyecektir.

Bir AKP’linin dediği gibi, “Bu mazlum Millet 2018 yılından bu yana kendini gözaltında, kendini nezarethanede, kendini hücrede yaşıyor gibi hissediyor.. Artık nefes almak, mavi gökyüzünü hissetmek, geleceğe dönük umutlarla kuşanmak ve hayal kurmak istiyor..”

Bu temenniye, “Bize hayatı zindan ederken, benim çocuğumun rızkını iç edenlerin, yaptıklarının hesabını Bağımsız Türk Yargısı önünde vermesini istiyorum” cümlesini de ben ekleyeyim.

Yani efendiler, size 21 yıl önce emanet ettiğimiz bu güzel vatanı tanınmaz hale getirdiniz.

Milleti aç, çaresiz, yoksul, geleceksiz bıraktınız.

O nedenle yeniden görev istemeyin, kalbinizi kırarız.