Güzel ülkem alev alev.

Yaşanan ekonomik durum, hayat pahalılığı, enflasyon gibi kavramların bile içine sığmıyor artık.

Bir litre mazot. bir şişe parfüm fiyatını ha yakaladı, ha yakalayacak.

2013'te olduğu gibi, yaşananları gözden kaçırmak için, her sabah bir belediyeye yapılan baskın ile başlıyoruz güne.

Onlarca başkan ve bürokrat, iftiracıların iddiaları ile cezaevinde.

Toplasan tüm iddialarda geçen yolsuzlukları, İ. Melik'in bir dinozorunun kuyruğu kadar.

Artık hakkında suçlama olan, daha doğrusu iftira atılan yönetici tek başına değil, aile efradı ile birlikte tıkılıyor kodese.

Oysa en temel sorunumuz karnımızı doyuramamak ve oturduğumuz evin kirasını ödeyememek.

Açlık ve yetersiz beslenme yüzünden bu ülkenin geleceği olan çocuklar hastane köşelerinde.

Kayıtlı, kayıtsız 10 milyon yabancı çöreklendi ülkeye ve onların oluşturduğu konut talebi yüzünden kiralar uçtu.

Dün İstanbul’da bir semt pazarından yansıdı etiket, acı sivri biber 400 lira.

Üç yıl önce sıvı yağın yükselişini, 6 yıl önce soğan fiyatlarının kontrolden çıkışını tartışıyorduk.

Şimdi, yaşamak için tüketmek zorunda kaldığımız et, süt, peynir, zeytin, yumurta, tekmili birden terk etti mutfaklarımızı.

Baksanıza, köşe başlarını tutmuş kirli sermaye, TV Kanallarına baskı yaparak Ekrem İmamoğlu'nun ekranlarda görülmemesi, afiş ve pankartlara resminin konmaması için elinden geleni yapıyor.

Ama hala konuştuğumuz, tartıştığımız, iktidar ve yancısının hazırlayıp masaya koyduğu yapay gündem.

Seçim kelimesini duyduklarında kabus görmeye başlıyorlar.

Oysa şartlar olgunlaştı.

Muhalefetin meclis gündemine getireceği erken ya da ara seçim formülüne hayır deseler, sandıktan kaçıyor gibi olacaklar.

Evet deseler ara seçime, sandıktan çıkacak sonuçla topal ördeğe dönüşeceklerin farkındalar.

Siz bundan sonra yapılacak bir seçimde seçimde partilere mi oy kullanacağımızı sanıyorsunuz?

Ya açlığı, ya karnımızın doymasını oylayacağız, bu seçimde.

Görmüyor musunuz, ‘Açım’ demenin bile yasaklandığı bir baskı süreci yaşıyoruz.

Ya hürriyeti, ya istibdatı oylayacağız ilk seçimde.

Görmüyor musunuz, ‘Ama’ diyen, ‘Fakat’ diyen ne çok aydınımız işinden edildi, ne çok düşünenimiz sudan sebeplerle cezaevlerinde.

Ya eğitimi, ya cehaleti oylayacağız bu seçimde.

Görmüyor musunuz, tarikat okulları, tarikat yurtları, kaçak tarikat evleri ile donandı güzel ülkem.

Ya eşit yurttaş olmayı, ya da kul, teba olmayı oylayacağız ilk seçimde.

Görmüyor musunuz, Ülkenin Cumhurbaşkanı. Osmanlı Padişahları gibi pula çevirdiği 200 liralık banknotlar dağıtarak geziyor, sonra da “Veren eli alan el görmemeli” edebiyatı yapıyor.

Ya adaleti, ya sefaleti oylayacağız ilk seçimde.

Görmüyor musunuz, tartışılan suikast ve cinayetlerde açık ya da gizli yer almış, adamları milletvekili yapan, bundan sonra da yapmak isteyen bir anlayış var siyasetin merkezinde.

Ya pul olmuş paramızı, ya saygınlığı her alanda benimsenmiş bir Türkiye’yi oylayacağız ilk seçimde.

Görmüyor musunuz, daha düne kadar ekonomilerine acıyarak baktığımız Yunanistan, Bulgaristan, Gürcistan gibi ülkelerin ‘Ne alırsan 10 lari’ pazarı haline geldi güzel ülkem.

Eğer yaşananlar içine siniyorsa.

Eğer çocuğunun geleceğini bu sistemde aydınlık görüyorsan.

Eğer hala, ‘Her alanda fırsat eşitliği var, liyakat var’ diyebiliyorsan.

Eğer, haraç, mezat ortadan kaldırılan, Demokrasi’yi, Cumhuriyeti, Milli ve Manevi değerleri özlemedi isen, senin için yapılacak bir şey kalmadı.

Hepsini geçtik kardeşim, iktidar partisinin genel başkan vekilinin çıkıp "Asgari ücrete yapılacak ara zam ekonomik dengeleri alt üst eder" sözünü içine sindiriyorsan, sana 'Allah ıslah etsin' demekten başka yapılacak, acımaktan başka seçenek kalmadı.

Gerçekten Allah ıslah etsin.

Ama yaşananlar, yaşatılanlar, hırsızlıklar, yolsuzluklar, uyuşturucu pazarı haline gelişimiz, çocuklarının, torunlarının geleceği, midendeki gurultu, ev sahibinle yaşadığın gürültü, uluslararası itibarımızın yok oluşu, kentlerde oluşturulan her şey bedavacı sığınmacı ve mülteciler, Domuzbağı cinayetlerinin sorumlularının meclisten sana nanik yapması, parti merkezlerinden tasarlanan cinayetler, eğitimsizliğin, çocuğunun işsizliği, aldığın maaşın daha banka önünde tükenmesi, çocuğunun gündüz uyuyup gece evde sabaha kadar oturarak ‘ev genci’ sınıfının bir ferdi olması, ya da akşama kadar ayaklarına kara sular inene kadar iş araması seni rahatsız etmiyorsa mesele yok kardeşim.

Yapılacak ilk seçimde de, git oyunu kime verirsen ver.