Bundan tam 2 yıl önce, belediyelerde hezimet yaşadığınızda ne demiştiniz, hatırlıyor musunuz?
"Mesajı aldık, gereğini yapacağız.." diye açıklamalar yapmıştınız; mahcup bir edayla.
Ama geçen zaman içinde, sizin adaylarınızı seçmeyen kentlerin halkına eziyet ediyorsunuz.
Halkın oyu ile iktidar olanlara cehennemi yaşatıyorsunuz bu dünyada, farkında mısınız?
Tıpkı 24 sene önce söylediğinizin aksini yaptığınız gibi.
Hatırlıyor musunuz bilmiyorum, 24 sene önce dediniz ki;
"Bize oy verin, yoksulluğu tarihe gömelim, huzuru getirelim. Yolsuzluğu ülke gündeminden çıkaralım. Yasakların hakim olduğu bir ülke yerine, Demokrasinin, özgürlüğün, kişi hak ve hürriyetlerinin, hukukun üstünlüğünün yeniden boy verdiği, çiçek açtığı bir ülkenin temellerini birlikte atalım. Bu sefer öyle sağlam bir bina yapalım ki, içerisinden huzursuzluğun, kavganın, nifak tohumlarının boy vermesi yerine, huzurun, sevginin, kardeşliğin, barışın, özgürlüğün seslerinin dünyaya yayıldığı bir ülke yaratalım."
Tam tersini yaptınız 24 yıldır.
Siz emaneti istemeden önce ülkemde huzur vardı. Ara-sıra doğuda şehit veriyorduk belki ama, her karış ülke toprağı Şanlı Türk Askerinin kontrolü altındaydı.
Bırakın Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanını, ordu komutanımız çıkıp, "Bu konu bizim kırmızı çizgimizdir" dediği zaman, muhatap ülkeler titrer, gereğini yerine getirirlerdi.
Tamam Merkez Bankamızda 128 milyar dolar yoktu belki, enflasyon yüksekti, ama huzur vardı, kardeşlik vardı, gelişmekte olan ülkeler düzeyinde düzenli bir büyüme vardı.
Daha da önemlisi, bankaları, fabrikaları, limanları, vergi ödeyen devasa kurumları vardı kamunun.
Kullandığımız Elektrik fiyatı kadar da hizmet bedeli, açma-kapama ücreti ödemiyorduk.
Dünyada akaryakıt fiyatlarının dip yaptığı dönemlerde benzine-mazota kucak dolusu para ödemiyorduk.
Başta komşularımız olmak üzere, dünyanın her ülkesine mal satıyorduk.
Bir Avrupa Birliği üyesi, Çağdaş bir Ülke olma hayalimiz vardı.
Başka ülkelerin işine burnumuzu sokmuyorduk.
Devletin belli kurumları kökü dışarıda bir tarikatın emrine verilip Türk Silahlı Kuvvetleri itibarsızlaştırılmak istenince "Dur kardeşim ne oluyor" diyen, diyebilen bir ses çıkardı ortaya.
Yönetenlerimiz dün ak dediğine bir gün sonra kara demezdi.
Gazetelerimiz, televizyonlarımız özgürce yayınlarını yaparlardı. Çalışan gazeteciden çok işinden edilen gazeteci yoktu bu ülkede.
Birbirimize saygılıydık, birbirimizi seviyorduk. Ülkemizdeki acıyı olduğu kadar, dünyanın en ücra köşesindeki acıyı da içimizde hissederdik.
Bütün siyaset oluşumları, sivil toplum yapılanmaları kendi ilkeleri çerçevesinde ülkenin çıkarları için ses çıkarırdı. Birinin al-i menfaatlerine değiştirmezdi ülkenin geleceğini.
Her siyasi parti, iktidar olma iddiasıyla, her lider ülkeyi yönetme azmiyle girerdi seçimlere.
Ülkemin Milli takımında bir futbolcu gol attığı zaman onun Alevi mi, Sünni mi, Kürt mü olduğunu konuşmaz, 'kardeşim' diye omuzlarımıza alırdık.
Şehidimizin Cenazesi Cami’den kalkıyorsa koşup sıraya durduğumuz gibi Cem Evinden Kalkan Şehit Cenazesinin de yanında saf tutardık.
Ülkem coğrafyasının bir bölümünde yaşayan insan topluluğunu dışlamaz, ‘Oyunuzun Allah Belasını versin’ denmezdi ama teröriste hep birlikte kararlılıkla tavır koyardık.
Bir şehit verdiğimizde 3 gün ülkece yas tutardık. Yayın kurumları ağırlaştırılmış yayın uygulamasına geçer, milletin hislerine tercüman olurdu.
Ve sonra siz geldiniz görev başına. İntikam hırsıyla belli kurumları hedef tahtasına oturttunuz.
Üniversiteleri, Askerimizi, Yargımızı düşman bellediniz. Kontrolünüz altına aldığınız kurumlara insan yok etme mekanizmaları kurdunuz. Onurlu, haysiyetli, devletine bağlı, Anayasa ve Yasaların emretmediği hiç bir uygulamayı kabul etmeyen öğretim üyelerini, komutanları, yargı mensuplarını soruşturmalarla, tutuklamalarla ortadan kaldırdınız. Sürdünüz, soruşturma açtınız, yargılattınız.
Sizin döneminizde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin en tepesindeki adam, Silahlı Terör Örgütü kurmaktan ömür boyu hapis cezasına çaptırıldı. Hem de bir teröristin ifadeleri ile.
Dış Politikamızı tersyüz ettiniz.
Kardeş bildiğimiz Libya, Mısır, İran, Irak ve Suriye Halkı ile kanlı bıçaklı ettiniz bu milleti.
Sınırlarımız yıl geçen hanı, güzel ülkem mülteci cenneti oldu sayenizde.
Avrupa'nın, ABD'nin yayın organlarına mizahi malzeme oldunuz.
Dünyanın ciddi siyaset bilimcileri size dedi ki, "Tuttuğunuz yol yol değildir."
Ünlü 'Eyyyy' çıkışınızla onları korkutacağınızı sandınız. Bizden habersiz Ortadoğu'da kuş uçmaz dediniz, ama Süleyman Şah Türbesini gece yarısı kaçırıp sınırımıza getirdiniz. Bizden habersiz kuş uçmaz dediniz, uçaklarımız bile uçamaz hale geldi sayenizde.
Devletlerle ciddi pazarlıklar yapmak yerine, örgütlerle dış politika uygulamaya kalktınız.
Güzel ülkemde, düşman bellediğiniz kesimleri yok ederken görev verdiğiniz, altına zırhlı araç tahsis ettiğiniz savcıları, hakimleri, sizi soruşturmak istemeleri üzerine hain ilan ettiniz, yerlerine ocağınızda pişen adamları yıldırım hızı ile yargının tepesine oturttunuz.
Anayasanın 'Basın Hürdür, Sansür edilemez' ilkesine rağmen gazetecileri ajan, terörist damgaları ile yaftaladınız. İçerde tuttuğunuz gazetecilerin bazıları için ‘Bankamatik soydular” bile dediniz. Sizin istediğiniz gibi yazmayan gazeteleri, konuşmayan Tv kanallarını kapattınız, adeta devletleştirdiniz.
"Anneler ağlamasın" masalı ile İmralı'daki Cani başına neredeyse sekreterya tahsis ettiniz. Odasını tefriş ettirdiniz, haberleşme kısıtını ortadan kaldırdınız. Neredeyse örgütüne her hafta mesaj gönderecek kadar etkilendirdiniz, yetkilendirdiniz. Onlar da yetmemiş olacak ki, şimdi da villa inşa ediyor muşsunuz?
Biz ise o günlerde bağırdık, sesimiz kısıldı. Dedik ki, "Tuttuğunuz el kirlidir, kanlıdır, yarın o kanlı elin tuttuğu silah bize-size döner. Elinde silah olduğu sürece pazarlık masasına sakın oturmayın. Ama siz Çadır Mahkemeleri kurarak teröristleri aklattınız. Teröristbaşının Nevruz mesajını gazeteleriniz, televizyonlarınız canlı yayınladı.
Türkülerinde Türk Milletine, Türk Askerine küfür eden Sanatçı bozuntusu Şivan Perver'i bir kahraman edasıyla getirip el ele pozlar verdiniz.
Ardından bunları unutup yeniden elini sıktınız o hainin.
Gelinen noktada;
Ekonomi duvara tosladı.
Ülkede üretim yapan, katma değer üreten Atatürk ve Cumhuriyet eserlerine savaş açıp yok ettiniz.
Sizi eleştiren siyasetçileri, gazetecileri sokağa çıkamaz hale getirdiniz, çıkanları kent meydanlarında yere yatırıp tekmelettiniz.
Eğitim kurumlarını ‘Cehalet Üretim Merkezi’ yaptınız.
Üniversitelerden bilimi kovup hurafeyi hakim kıldınız.
Milletin sağlığını hiçe sayıp, Sağlık Bakanlığının kurumlarını sözde GAVS’ın kullanımına açtınız.
İşsizliği kurumsal hale getirdiniz.
Ekonomide aç insanlar topluluğu yarattınız.
Merkez Bankamız tamtakır, "Bizden borç istedi" dediğiniz IMF'nin ve uluslararası faiz lobisinin kapısında borç para dileniyorsunuz.
Şimdi yüzünüz kızarmadan, 2 yıl önce 31 Mart'ta yediğiniz tokat sonrası 'Acımadı ki" oyunu oynuyorsunuz.
Hala kendi lüksünüzden, şaşaanızdan, görkemli hayatlarınızdan zerrece ödün vermediniz, vermiyorsunuz.
Tek amacınız ülke değil, koltuğunuz oldu. Onu korumak adına her yolu deniyorsunuz.
Sizin gibiydi 16 yıldır Macaristan iktidarı. Dün seçimler vardı Macaristan'da. Tek adam rejimine nokta koydu Macar Halkı ve Denge diyen, denetim diyen, yasa diyen, bağımsız yargı diyen bir ismi iktidara getirdi.
Umarım ders alırsınız, umarım kafanız dank eder.
O nedenle diyorum ki, Eyyy bizi yönettiğini sananlar.
24 yıl önce emanet aldığınız Türkiye'mizi geri istiyoruz.
Hiç değilse o Türkiye'de Hukuk vardı, Adalet vardı, Barış vardı, üretim vardı, hakça paylaşım vardı, huzur vardı, refah vardı, vatan sevgisi vardı, kardeşlik vardı, dost ülkeler, kardeş milletler vardı.
Hepsinden önemlisi de 'Can güvenliği ve adalet vardı..'