Belki farkında değilsiniz dostlar, ama hava kurşun gibi ağır.

Memleketimin ufuklarını simsiyah bir duman kapladı.

Gericilik, yobazlık, cehalet ve terör yapıları gibi kavramların kutsandığı bir süreç yaşıyor güzel ülkem.

Bir yandan da azgın bir azınlığın sürekli tekmelediği mutsuz çoğunluğun öfkesi gittikçe artıyor, topum patlama noktasına geldi.

Güzel ülkem, fokur fokur kaynayan bir kazan. Bu çoğunluğa yön vermesi gereken muhalefet paramparça, zavallı bir konumda.

Tevazudan dem vurma görüntüsü altında, iktidara yamanma çabası içine düştü, bazı Laik ve Atatürkçü yapılanmalar.

Bu tablo Muhalefet Partisi kimliğine yakışmıyor.

Vazgeçin bu dinden oy devşirme ilkelliğinden.

Dinciler size oy vermez, vermeleri de gerekmez.

Onlar gerçek İslam'ı hurafelerle süsleyip pazarlayan zavallılar sürüsü.

Adları üzerinde, 'Dinci..'

Muhalefetin ihtiyacı, laik, demokratik değerlere yeterince sahip çıkmasıdır.

Adalet için 7/24 çaba sergilemesidir.

“Vallahi ben dindarım” ilkelliğine sürüklendiğinizde, iktidar partisinden hiçbir farkınız kalmaz.

Yani dostlar, çoğunluğa yön vermesi, topluma umut olması gereken ülkemin muhalefet partileri, bir avuç hergelenin ego tatmin merkezine dönüştü.

İktidar ve yanaşması her seçim dönemine olduğu gibi yine Terör Kartlarını açtı, sonuç alamayacağını bile bile terörden medet uman, ABD Direktiflerini bize sindirmeye çalışıyor.

Bunu da ülkenin en milliyetçi partisinin eliyle yaptırıyor,

Yani bilinen emperyalist yöntem, dini dincilerle yok etmek, bölücülüğü milliyetçilerle hazmettirmek politikası uygulanıyor bu topraklarda.

İktidar ise karartma uyguluyor memlekette.

Görmüyoruz, göstermiyorlar.

Duymuyoruz, söylemiyorlar.

Bilmiyoruz, karartma uyguluyorlar.

İnsan kalmamıza vesile olan umutlarımızı, hayallerimizi bile çaldılar.

İnsanlık dışı bir şey oldu mu yayın yasağı ile karartılıyor ibretlik vakalar..

Ama, yalanı essah gibi yutturan bir medya yapısı var, halkına düşman, kendilerini besleyen efendilerine gece-gündüz kuyruk sallayan.

Yerli uçak yaptık dediler, bir türlü uçuramadılar.

Aya sert iniş yapacaklarını söylediler, zamla, zulümle tepemize indiler, inmeye devam ediyorlar.

Buğdayımızı, Nohutumuzu bile yerli olmaktan çıkardılar.

Neredeyse, sokakta teneffüs ettiğimiz havayı bile ithal edecekler.

Çünkü yerlisi kükürtlü ve dumanlı.

Oysa;

Fındık bizimdi,

Buğday bizimdi,

Çay bizimdi,

Un bizimdi.

Anadolu'da şeker,

Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu’da Pamuk,

Egede, Doğu'da tütün,

Ege’de zeytin bizimdi.

Derdimizi dökecek kağıt, bizim topraklarımızdaki fabrikalarda üretilirdi.

Fatma Teyze’nin giydiği Basma Fistanın kumaşını üreten Sümerbanklar bile artık yok.

Bırakın yüksek teknolojik üretimi, soğan üretimini bile planlayamayan bir iktidar yönetiyor ülkemi.

Savaştaki ülkelerin ekonomileri bizden çok daha iyi bir noktada.

Uluslararası verilerden yola çıkılarak hazırlanan ‘İnsani Yaşam Endekslerinde, yerlerde sürünüyoruz.

İktidarın gündeminde ise halkın ekonomisi, halkın açlıkla sınavı dışında her şey var.

Mehdi Hazretlerine!, Halife Hazretlerine!, Şer-i iktidara hazırlamakla meşguller ülkemi.

Şeriat Anayasasından bahsedilmeye başlandı.

İkili Hukuk Sistemi diyenlerin sesi her geçen gün daha gür çıkmaya başladı.

Eğitimin başındakiler, genç beyinlerin kafasındaki bilim kırıntılarını temizleyerek, uyduruk hurafelerle formatlıyorlar.

Yarın dağıtılacak karnelerde Atatürk, İstiklal Marşı ve Gençliğe Hitabe olmayacakmış artık.

Bakanın tek uğraşı, Tarikat ve Cemaatleri okullara yerleştirmek.

Ne idüğü belirsiz, sözde Alimler! okullarda ‘Kanaat Önderi’ kimliği ile zehir saçıyorlar.

Devleti temsille yükümlü insanlar, Tarikat Liderinin huzurunda ayakta el pençe divan.

Sahi dostlar, neler oluyor bize?.

Huzuru mumla arar olduk.

Barış ve kardeşlik bizim için birer ütopya haline getirildi..

Böylesi dönemlerde milleti uyandırmakla yükümlü aydınlar ya içerde, ya da bir şekilde susturuldu.

Tencerelerde et yerine dert kaynıyor.

Ama utanmazın biri çıkıp, “Fazla et yiyoruz, açık bu yüzden doğuyor, biraz da balık ve tavuk yiyin” diye alay ediyor bizimle.

Açlık sınırı endeksi 30 bin, yoksulluk sınırı 90 bin lirayı aştı, emekli, asgari ücretli açlık sınırının altında ücretle yaşıyor, yaşatılıyor.

Ekonomik çöküşün sorumlusu ya dış güçler, ya soğan üreticisi, ya da zincir marketler.

Tüm kurumların başında, ehliyetsiz, liyakatsiz insanlar korosu.

Ülkeyi Şirket gibi yöneteceğiz söylemleri.

Yahu siz hepiniz aynı şirkette yönetici olsaydınız patron şirketi kapatır, sizi sopayla kovalardı görevlerinizin başından.

35 yıldır belediyeleri, 24 yıldır ülkeyi yöneten anlayış, kötü gidişi bile ‘başarı’ ambalajında sunuyor bu millete.

Dedim ya dostlar, bu gün de hava kurşun gibi ağır, tıpkı dün gibi.

Ama bunu bile göremeyecek hale geldik, getirildik.

Sahi hiç sordunuz mu kendinize?

Sahi neler oluyor bize?

Sahi ne zaman geleceğiz kendimize?

Ne zaman uyanacağız, bu gaflet ve dalalet uykusundan?

Ey iktidar edenler, ey muhalefet, güzel ülkem fokur fokur kaynayan bir kazan, farkında değil misiniz, tencere patlamak üzere.

Herkes tencerelerde kaynayan öfkeyi görüyor, ama iktidarı ile muhalefeti ile siyaset kurumları ile, küçük hesaplardan başlarını kaldırarak güzel ülkemin yaşadığı bu karakışı görmüyor, göremiyor.