Farkında mısınız bilmiyorum, ama toplumsal bölünmeden sonra, Aziz Millet sınıfsal olarak da bölündü.

Açlar bir yana, toklar bir yana ayrıldı.

Artık onlar, yani bizim oylarımızla ülkeyi sömürerek semirenler, bizimle aynı dünyayı da paylaşmıyor.

Onların oturdukları semtlerde hane başına 3-4 araç düşüyor ve otoparkları artık yetersiz hale geldi.

Bizim oturduğumuz semtlerde ise belediye otobüsleri tıklım tıklım, nefes almakta zorlanarak ulaşıyoruz menzile.

Onların yaşadıkları semtlerdeki cafelerde çay 150 lira, ama yine de tıklım tıklım, onların gittikleri mekanlar.

Bizim gittiğimiz çay evlerinde ise 20 lira oldu bir bardak çay, ama onu da veremeyecek hale gediğimiz için bomboş çayhaneler.

Mübarek Ramazan Ayı’nın ilk günü.

Onlar, Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin lüks mekanlarında kişi başı 1900 lira ödeyerek, manda yoğurtlu, pastırmalı sofralarda açacaklar oruçlarını.

Bizim gibi yaşayanlar ise, onların kurdukları iftar çadırında yer bulabilirse, plastik kapta, soğumuş çorbayla.

Oysa, içindeki insanlığını yitirmediğini uygulamalarıyla ortaya koyan bir çok belediye başkanının yönettiği belediyelerin sınırlarının içerisinde yaşayan yurttaşlar da, Kayseri Belediyesinin tesisinde, bir kişinin ödeyeceği iftar yemeği parası ile, öğünü 50 liradan tam 38 öğün yemek yemeye devam edecek.

İktidarımızın uluları ise, Memduh Büyükkılıç’ın Ramazandan Ramazana kurduğu iftar çadırında yaptığı bonkörlüğü görmeyecek, ama Mansur Yavaş’a ‘Bedava çorba dağıtıyorsun’ diye soruşturma açacak.

Ekrem İmamoğlu’ndan sonra sırada Mansur Yavaş’a kodes hazırlığı yapılıyormuş, Ankara Kulisleri öyle diyor.

Daha dumanı üstünde kamuoyu araştırmalarının.

Adam oyunu yüzde 62 yaptı, Mansur Yavaş’ı kodese tıkmaya hazırlananlara hatırlatırım.

Sizin gözdeniz, ‘Yatırım Şampiyonu’ diye yutturmaya çalıştığınız Memduh Büyükkılıç ise, son seçimden bu yana partinizin oyunu yüzde 8 daha eksiltti, görmüyor musunuz?

Siz milletin gözüne soka soka lüksü, görkemi, kibri yüceleştirdikçe de İmamoğlu, Yavaş ve onlarca isim oylarını artırmaya, siz küçülmeye devam ediyorsunuz, edeceksiniz.

Zira siz farkında değilsiniz, artık kaniyim.

Ama;

Halkın ekonomisi artık komada.

Emekli aç, çiftçi aç, işçi aç.

On binler her sabah sokağa iş aramak için çıkıyor bu güzelim ülkede.

Üretim sıfırlanıyor, istihdamın yerini köle düzeni alıyor, pırıl pırıl mühendislerimiz, iktisatçılarımız, öğretmenlerimiz 3 harfli markette kasiyerlik hayali kurar hale geldi.

Özgürlüklerimizi kısarak toplumdan intikam alıyorsunuz.

Yargıyı en güvenilmez kurumlar listesinin başına oturttu, uyguladığınız politikalarınız.

Elime kalem aldığım 1977’den bu yana izlerim ülkemin siyasilerini.

Kusura bakmayın ama ne Özal, ne Mesut Yılmaz, ne Tansu Çiller sizin gibi yabancılaşmadı, kendilerini iktidar edenlere.

Zaten Süleyman Demirel, Alpaslan Türkeş ve Necmettin Erbakan’ı da mumla arıyoruz, sizin yaptıklarınıza bakınca.

Yani siz, vatan diye diye ihanet ediyorsunuz.

Millet diye diye, milleti hançerliyorsunuz.

Yüce Dinimizi istismar ede ede Ateizmi yüceltiyorsunuz.

Refah türküsü söyleye söyleye donumuza kadar soyunuz.

Şimdi de, elde kalanları, yani ülkenin geleceği olan yollarla köprülere mi geldi sıra.

Yılda 900 milyon dolar gelir getiren köprü ve otoyolları 4 yıllık gelirini peşin alarak 25 yıl özel sektöre, belki de yabancıya vereceksiniz öyle mi?

Yani sıra geleceğimizi satmaya mı geldi?

Tüpraş gitti, Petkim gitti, Limanlarımız gitti, elde kalan dede yadigarı köstekli saate mi geldi sıra?