SEÇİME GİDİYORUZ.

Seçim yılındayız.

Seçimlerin şeklen erkene alınması da artık kesin.

Muhtemelen Mayıs 14’te sandık önümüze gelecek.

Devasa sıkıntılar, devasa sorunlar yumağında gidiyoruz seçimlere.

21 yılda enkaza döndürülen bir ülke.

21 yıldır, ben yaptım oldu anlayışı ile yönetilen bir ülke.

21 yılda, değişen dengeler.

Fakirlerin açlık, orta gelirlilerin fakirlikle sınandığı bir süreç.

Oysa ne çok sözler vermişlerdi, 2023 yılı için.

Gelişmiş 20 ülke içindeydik ya hani, ilk 10’da yerimizi alacaktık. Sanırım 2021’te G20’den da çıkıyoruz.

Avrupa Birliği’nin en saygın üyesi olacaktık.

Üyelik görüşmeleri bile askıya alındı.

Adaleti ülkenin her noktasında tesis edecektik, Anayasa Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına bile kafa tutan bir yargı sistemi var.

2023’te kişi başına düşen milli gelir 25 bin dolar olacaktı.

10 bin dolar bile değil.

Ali ve Ayşe okula onlarca kitap ile değil, tabletle gidecekti.

Sahi ne oldu Fatih projesi.

Eğitim kurumlarında sadece bilim konuşulacaktı.

Cübbelinin adamları cirit atıyor okullarımızda.

Daha dün, Sözde dini eğitim veren, İşrak Vakfı Müdürü’nün 14 yaşındaki bir çocuğu cinsel istismara maruz bıraktığı gerekçesiyle tutuklandığı ortaya çıktı.

Enflasyonu en yüksek 5 ülkeden biriyiz.

İşsizliğin kurumsallaştığı, pırıl pırıl beyinlerin geleceklerini Çağdaş Dünyada aradığı, bitap bir ülke.

Müşterisizlikten kapanan işyerleri, dayatılan yüksek giderleri karşılayamadığı için kapısına kilit vuran binlerce işletme.

Milyonlarca hektarlık tarım alanı boş dururken Sudan’da tarım yapmak için devasa alanlar kiralayan bir tarım yönetimi.

“Parası olan var, olmayan var, bu vebalin altına girmem” dedikten sonra 3 ayrı bedelli çıkaran bir iktidar.

Artık zengin bebelerinin askerlik diye bir sıkıntısı yok, onlar ‘Babam sağolsun’ derken, şehitlerimizin cenazeleri barakadan bozma evlerin önüne geliyor ve onlar da “Vatan sağolsun” diyor.

Sağlıkta eskiden sabahın köründe girilirdi kuyruğa, ama bir, bilemediniz iki gün içinde doktora erişilirdi. Şimdi telefonla alınıyor randevular. 6 ay, 1 yıl sonrası için gün veriliyor.

Eczanelerimizde, en kritik hastalıklar için kullanılması gereken ilaçlar yerine “Yok” satılıyor.

Kültür ve Sanatın ülkedeki izleri siliniyor.

Resim sergileri basılıyor, konserler yasaklanıyor, ama cübbeli sahtekarlar devletin en kritik kurumlarında kadrolaşıyor.

Çıkın yaşadığınız kentte sokağa.

Mesela Kayseri’nin Sahabiyesine.

Türkçe konuşan adam bulamazsınız.

Suriyeliler, Afganlar ve Afrika’nın tüm ülkelerinden kaçabilenler, Türkiye’yi durak olarak kullanıyor, gidebilenler Avrupaya gidiyor, gidemeyenler ise burada ayrıcalıklı muamele görüyor.

Mülteci, sığınmacı, kaçak sayısının milyonlarla ifade edildiği bir ülke.

250 bin dolara konut alanlara, yanında Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığının promosyon olarak verildiği Türkiye Cumhuriyeti.

Demokratik değerlerin sistemli olarak yok edildiği, düşünmenin bile ihanetle özdeşleştirildiği süreç.

Ve bu viraneden bir ses yükseldi bu sabah.

Mayıs’ta seçim.

Ben söyleyeyim, bu seçim iktidar olacak siyaset kurumları için yapılacaksa, zahmet etmeyin.

Biz, Demokrasiyi yeniden inşa edeceğiz, diyecek.

Biz, ülkenin standartlarının yükseltilmesi için çalışacağız, diyecek.

Biz, İstanbul Sözleşmesini yeniden hayata geçireceğiz, diyecek.

Biz Eğitimi, ‘Fikri Hür, İrfanı Hür, Vicdanı Hür’ nesiller yetiştirecek şekilde düzenleyeceğiz, diyecek.

Biz, Ülkeyi Kuruluş ayarlarına döndüreceğiz, diyecek.

Biz, yok edilen ülke değerlerini yeniden ülkeye kazandıracağız, diyecek.

Hepsinden önemlisi ise;

Hırsızdan, uğursuzdan, uyuşturucu baronlarından, rüşvetçilerden Adalet huzurunda hesap soracağız, diyecek kim varsa, millet onun yanında saf tutacak, bu sefer, ‘Yalan Rüzgarı’na kapılmayacaktır.

YORUM EKLE