Evet hepimiz aynı gemideyiz..

Ama gemi kayaya tosladı.

Çarkçısından Miçosuna, dümencisinden forsasına kadar herkes görevlerini bıraktı, köşkte oturan Kaptanı mutlu ve memnun etmenin telaşında.

Geminin Karaya oturduğu gerçeğini dile getirenler ise elleri-ayakları bağlandıktan sonra denize atılıp Köpek Balıklarına yem ediliyor.

Kabul edelim efendiler.

Türkiye yönetilmiyor, savruluyor adeta..

Yasaması, Yürütmesi, Yargısı tek merkezin talimatlarına göre hareket ediyor.

Özerk ve Bağımsız olması gereken Yüksek Yargı, Üniversiteler, Merkez Bankası HSYK, Odalar, Borsalar ve hatta Sendikaların başında ‘Emret Efendim’ci tipler var ve üstlendikleri misyonu bir kenara koyarak tek kişinin itaatine amade hale geldiler.

Kara gün dostumuz Kızılay’ımız ehil olmayan ellerde şirkete, hatta holdinge dönüştürüldü, ticaret yapıyor artık.

Dış Politikamız gülünç olmanın ötesine geçip ‘acınası’ bir noktada.

Ülkenin yüzde birine denk gelen mutlu azınlık, ülke kaynaklarının yüzde 90’ını kendine bağladı. Yüzde 90 mutlak çoğunluk ise yüzde kalan 10’u paylaşarak ve Diyanetimizin ve tarikat şeyhlerinin! ‘Şükür Dersi’ seanslarına katılarak beynine uygulanan Hipnoz sayesinde ‘Mutlu adam’ rolü oynuyor.

Kabul edelim, ‘Demokrasi’ kelimesi sadece yönetim biçimimizin adında kaldı.

Tipik bir Ortadoğu Rejimine dönüşüyor, dönüştürülüyoruz.

Ekonomik olarak sattık, battık, bittik.

İşsizlik aile kavramını parçalıyor, aile içi şiddet zirvede.

Teknoloji ve İleri teknoloji kavramını Türkiye Haritasından kaldırdık.

Bırakın silahı, bırakın otomotivi, bırakın bilişimi, en temel gıda maddelerinde bile artık boğazımıza kadar dışa bağımlıyız.

Eğitimden bilgi ile bilim ile ilgili hükümleri temizledik.

Cehalet ve Hurafe Dersleri zorunlu, bilim dersleri neredeyse seçmeli konuma getirildi.

Hastanelerimizin en önemli birimleri haline geldi, ‘Sülük ve Hacamat’ üniteleri.

Doktor olmasa da olur ama imamı olmazsa olmaz hale getirdik hastanelerde, ölüm döşeğindekini öte dünyaya hazırlamaları için.

Ülkenin en istikrarlı gelişen ve büyüyen kurumları Tarikatler, Cemaatler, Tekke ve Zaviyelerle, Cezaevleri, İcra Daireleri, Polis ile Bekçi Teşkilatı oldu.

Bir zamanlar düşmanı titreten, dosta güven veren Şanlı Türk Silahlı Kuvvetlerinin okulları, hastaneleri, kurumları ve birimleri yok edildi.

İnsani yaşam endeksinde, Adalet endeksinde, gelir dağılımı endeksinde, eğitim düzeyi endeksinde, basın özgürlüğü endeksinde güzel ülkem, en acımasız diktatörlüklerin hüküm sürdüğü ülkelerin bile gerisine düşürüldü.

Yönetimde Liyakat ilkesi yerine Hamili Kart geçerli hale getirildi.

Avrupa Parlamentosunda ülkemin çıkarlarını savunmakla görevli zavallılar, önlerine konulan İngilizce Metinleri okumaktan aciz.

Kamuda görevlendirilen bazı zavallı tiplerin, koltuklarının altlarından çekilmemesi için sergiledikleri trollük, paralı ve yevmiyeli trolleri bile kıskandıracak düzeyde.

Köylerde artık akşam olduğunda, evlerde ışık yanmıyor.

Bir zamanlar, kentlerin gıdasını üreten Köylü ve Çiftçi artık kentlerin varoşlarında Sosyal Yardım Fonundan gelecek bir koli makarna ve 250 kilogram kömürü hayal ederek yaşıyor.

Binlerce köy okulu yıkık, virane.

O yüzden gıdada kendi kendine yeten ülkeler sıralamasındaki hatırlı yerimizden koptuk, temel gıdada dışa bağımlı ülkeler sıralamasında zirveye koşuyoruz.

Turgev, Tügva, Türken, Ensar, Birlik Vakfı, İlim Yayma Cemiyeti gibi kurumlar, kamu yararına çalışan kurum statüsünde, vergi avantajları ile gelişip büyüyor.

Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, ADD, Cumhuriyet Kadınları gibi kurumların çalışma sahaları ise daraldıkça daraltılıyor.

Baksanıza, ulusal Sermayenin temsilcileri bile, 'Ama' dediler diye başlarına gelmeyen kalmadı.

Gezi olayları, Fetö'nün, PKK'nın önüne geçti, geziye bulaşanlara adeta hala kıskaç uygulanıyor.

Ülkenin gelişim rotasını çizmekle yükümlü Devlet Planlama Teşkilatı kapatıldı güzel ülkemde.

Yüce Milletin ‘Aydın’, ‘Bilim adamı’ olarak tanıdığı insanların sesi soluğu kesildi, bir bölümü cezaevlerinde çile dolduruyor.

Ama Cumhuriyete, Atatürk İlkelerine, Demokrasiye küfreden soytarılar ‘Saygın bilim adamı’ muamelesi görüyor.

Yukarıda özetlediğim acınası tablodan sonra bu kez de size sorayım, Sevgili Dostlar;

Sahi, nasıl onarılacak bu hasar, nasıl yüzdürülecek yeniden bu gemi?