Biliyor musunuz?
Yaşattıklarınıza bakınca, yaşadıklarınıza üzülmemek gerekiyor aslında.
Ama ben buna rağmen üzülüyorum.
Buna rağmen size acıyorum, biliyor musunuz?
Ne kadar içinden çıkılmaz hale getirdiniz kendinizi.
Ne kadar acınası hale getirdiniz Türkiye Cumhuriyeti Devletini.
Ne yaptığınızı, ne yapmak istediğinizi, ne yapmaya çalıştığınızı kendiniz bile bilmiyorsunuz artık.
Generalin rütbelerini söküp er yapmak, Profesörün diplomasını iptal ederek lise mezunu düzeyine indirmek gibi dahiyane işler size nasip oldu.
Oysa ne büyük vaatlerle gelmiştiniz 24 yıl önce.
İşe yetimin malını, devletin değerlerini ganimet bilip satarak başladınız.
Kurulmuş saat gibi işleyen Devlet Yönetimini, liyakat yoksunu bir avuç badem bıyık ve ekose ceketten başka marifeti olmayanlara teslim ettiniz, gelinen sonuç ortada.
Bir süre Ankara'da kaldım.
Her sabah ilk işim yerel ve ulusal gazeteleri didik didik etmek oluyordu.
Hepsinde, hizmete ve sorunlara dair haberler var.
Hiç bir yerel gazete, “Başkanımızın ziyaretçisi nüfus müdürüydü” başlıklı haberlerle çıkmıyor.
Peki Kayseri öyle mi?
Siz, yazılı ve görsel basının bile sütünü sulandırdınız.
Güzel ülkem siyasetin yarattığı enkazın altında.
Özgür Özel'i dinliyorum.
Anlattıkları, belgeledikleri insana "Bu kadar da olmaz ki kardeşim" dedirtiyor.
Başlayan duruşma sürecinde, 'Gizli tanık' diye adlandırılanlar bile "Görmedim ama öyle düşünüyorum"un ötesine geçemiyor.
Tuğla kalınlığında diye sunulan iddianamenin büyük bölümü yapay zeka ürünü.
Hatırladınız değil mi bir yıl öncesini;
Bir ispiyoncunun 'gizli tanık' yapılarak, İmamoğlu'na düzenlenen son operasyondaki ispiyoncunun ifadesi yer alıyordu, o gün Özel'in konuşmasında.
Meğer Ekrem İmamoğlu'nun başındaki çıkar grubunun naylon faturalarını kestiği iddia edilen ve sabahın ilk ışıkları ile evinden gözaltına alınan kişi, iktidarın en makbul adamıymış ve gelen telefonla şubeden serbest bırakılmış.
Ekrem İmamoğlu, Kent Uzlaşısı ile Dem Parti'nin desteğini aldı diye hakkında dava açılıyor, diğer yandan iktidarın yetkisiz ortağı Devlet Bahçeli Apo'yu Meclise, PKK'yı Malazgirt'e davet ediyor.
Hukuk diye feryat eden CHP'li isimlerin duruşma salonuna girmelerine kısıt getiriliyor, hem de hukuk adına yapılıyor bu.
Yani At izi İt izi birbirine karıştı güzel ülkemde.
İktidar ve yancısı olarak siz, "Kendi gözündeki merteği görmez, elin gözündeki çöpü görür" denilen günlerden geçiyorsunuz.
Filler tepişiyor, ses etmeyeceğiz ama ezilen bir oluyoruz Sevgili Dostlar.
Tam bir yıl öncesi;
Ekrem İmamoğlu'nun diploması iptal edildiği 3-5 günde dövizi frenlemek için 25 milyar doların yakıldığını söylüyor ekonomistler.
Ama emekliye bayram ikramyesine gelince kasada para yok.
Borsa iki kez devre keserek hazin düşüşü durdurmaya çalıştı, o günlerde.
Tek amaç, Sayın Cumhurbaşkanının sandıkta baş edemediği Ekrem İmamoğlu'nu ortadan kaldırmak.
Yapamazsınız, yapamayacaksınız.
Ne demişti, hatırlayın Ekrem İmamoğlu gözaltına alınırken, "Ben kendimi Aziz Milletime emanet ediyorum.."
Bu Milletin kendisine emanet edilene ihanet ettiğini gördünüz mü hiç.
Siz tutuklandığınızda aldı sizi baş tacı yaptı, iktidar etti, dediğinizin tersini yapmanıza rağmen bu güne kadar da ses etmedi.
Ama şimdi yeni bir emaneti var bu Aziz Milletin.
Gözü gibi bakacak, sahip çıkacaktır.
O nedenle vazgeçin.
Gazeteciliğin tarafsız kalınması gereken bir meslek olduğuna inandığım için, Ömrü Hayatımda hiç bir siyasi partiye üye olmadım.
Geçmişte, Cumhurbaşkanı adayı olabilmesi için gereken 100 bin imzaya ulaşması noktasında dostlarımı da alarak gidip Temel Karamollaoğlu için imza verdim.
Şimdi şöyle bir düşünün, elinizi de vicdanınıza koyun, Sayın Adalet Bakanı hakkında gündeme getirilen iddialar Demokratik bir ülkede yaşansaydı, o iktidar, o bakan bir gün daha görevde kalır mıydı?
Ama ülkenin sözde gazeteci ve yazarları, "Kim sızdırdı bu tapuları?" araştırmasına girişti.
Be kardeşim kim sızdırdıdan önce, 'İddialar doğru mu?' diye sorulması gerekmez mi?
Sadece ben değilim böyle düşünen.
Demokratik değerlerin hoyratça yok edildiğini gören AKP'lisi, MHP'lisi de benim gibi düşünüyor.
Zira herkes biliyor ki, Demokrasi ve Cumhuriyet'in ayakta kalması için bir şeylerin yapılması artık kaçınılmaz hale geldi.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Cumhuriyeti Emanet ettiği Türk Gençliği, verilen görev için yola çıktı ise, bize de bizlere de o gençlerin ebeveynleri olarak, onların yanında yer almak düşer.
Yani, millet olarak, sandığı çağırıyor ve sabırla önümüze gelmesini bekliyoruz..