Dostlar şaka değil, gerçekten imreniyorum.
İktidarın boğazlarına yapışıp nefessiz bırakmaya çalıştığı çok sayıda belediyede sergilenen performansa imreniyorum.
Her gün bir alandaki yetkileri ellerinden alınan, personel sayısı kadar da müfettişin 7 gün 24 saat aldıkları nefeslerini saydığı Sosyal Demokrat Belediyelerin sergiledikleri çalışmaların tek bir tanesinin bile Kayseri’de olmamasına hayıflanıyorum.
Kolay değil, başvuran her emekliye yılda 10-12 bin lira pazar desteği, her emeklinin ayda bir kez gidip kasaptan 1 kilo et alması ve bedelini belediyenin ödemesi, küçük çocuğu olan annelerin, çocuğu 4 yaşına gelene kadar toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanması, her semte bir adet kreş açılması, yüksek öğrenim öğrencilerine, partisine, görüşüne bakılmaksızın yurt hizmeti verilmesi, yeterli beslenemeyen ailelerde çocuklar için kapıya her sabah 1 litre süt bırakılması, emekli, işsiz, öğrenci, esnaf ayırımı gözetmeden gelen her yurttaşın 3 kap yemeği 50 liradan yiyebildiği Kent lokantaları açılması, Hoş Geldin Bebek paketleri ile genç anne-babaların yeni doğan çocuklarının en temel ihtiyaçlarının karşılanması ve daha sayamayacağım onlarca hizmet.
Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ulaşımı tamamen ücretsiz yapmak için attığı ilk adım ile 300 bin dar gelirli insanın tüm ulaşım hizmetlerinden ücretsiz yararlanmaya başlaması, Halk Ekmek uygulamasının ödünsüz uygulanması ve daha sayamayacağım halk yararına hizmetler.
Bunları bir araya getirdiğinizde adı ‘Sosyal Belediyecilik’ oluyor.
Oysa 1994 yılına kadar Sosyal belediyecilik denilince akla Kayseri gelirdi.
3 dönem Kayseri Belediye Başkanı olan Niyazi Bahçecioğlu, o günden en güzelini yapmıştı Sosyal belediyeciliğin bu kentte.
70’li yılların ikinci yarısını bu günün gençliği bilmez.
ABD’nin ambargosu altında inim inim inliyordu Türkiye.
Parasıyla mazot, benzin alınamıyordu.
Temel gıda maddeleri tezgah altına inmişti.
Karaborsa kol geziyordu ülkede.
O günlerde ambargo ile mücadele eden hükümet bir yandan da fakirin sofrasına gelmeyen un, yağ, şeker, tüpgaz gibi ihtiyaçların halka ulaştırılması çabası içindeydi.
İl il ekmek fiyatları adeta haftalık artıyordu.
Türkiye’de ilk ekmek fabrikası Kayseri’de kuruldu.
Ekmek sorunu ortadan kalktığı gibi fiyatlardaki artışta bıçak gibi kesildi.
Ankara, Kırşehir gibi illere, fırıncıların direnişini kırmak için Kayseri’den ekmek gittiğini bu günün gençleri hatırlamaz.
Ardından Tanzim Satış Merkezleri açtı Merhum Niyazi Bahçecioğlu.
Et sıkıntısını gidermek için et tanzim satışı yaptı Belediye.
Bahçecioğlu’ndan sonra Kayseri’deki Ekmek Fabrikası’nın otomatik üretim aletleri İstanbul’a gitti biliyor musunuz?
İstanbul Büyükşehir belediyesi yıllarca bu tünel fırınlarla ekmek üretti.
Yanılmıyorsam Sayın Şükrü Karatepe kapatmıştı fabrikayı.
Baktılar olmuyor yeniden Anadolu Fuarı yanına küçüğünü kurdular Bef’in.
Onu da fırıncı lobisine kurban ettiler ve Belediye Ekmek Fabrikası’nın adını Belediye Eğitim Faaliyetleri olarak değiştirip, Fetullah’larına asker yetiştirdiler, Fetullahçı işsiz öğretmenleri belediye şirketine doldurarak.
Aleni yaptılar bunu, “Gülen Yüzler” Projesi ile.
Bir süredir Ankaradaydım.
2025 yazında Eskişehir’i gezme imkanım oldu.
İstanbul’a da gittim, gezdim, döndüm.
Biliyor musunuz, Kayseri’de ağzını bıçak açmayan ev hanımı, emekli, öğrenci, işsiz orada mutlu.
Yerel Yönetimlerin hayata geçirdiği Sosyal Belediyeciliğin getirdiği fırsatlardan yararlanıyorlar.
Yararlanırken onlara, “Sen kimsin, git partiye üye ol da gel” diyen yok.
Ellerine verilen iaşe fişine TC Kimlik Numarasını yazmasını da istemiyorlar, Kayseri’deki gibi.
Oysa, bir zamanların memleket büyükleri, “Belediyecilik yol yapmak, su getirmek değildir” sözünü Kayseri’den söylerlerdi.
Fakat fakire katkı adı altında yaptıkları yardımlarda, istismar ettiler fakiri, garibi.
Partinin etkinlikleri kalabalık gözüksün diye dolgu malzemesi olarak kullandılar o insanları.
Ramazan aylarında verdikleri iftar yemeklerine öğrenci yurtlarından öğrenci taşıdılar.
Garibin kapısına döktükleri 250 kilo kömürün 50 kilosunu bile eksik doldurulan torbalarla çaldı, ihaleyi alan müteahhitler.
Oysa dedim ya, CHP’nin yönettiği belediyelerin açtığı kent lokantalarında yemek yiyenlere kimse sormuyor, adın nedir, soyadın nedir, nereden geldin diye.
Sorarsan, kendileri İslam’ı iliklerine kadar yaşıyor, CHP’li Belediyeler ise İslamdan uzak insanlarca yönetiliyor.
Oysa, sağ elleriyle verdiklerini sol ellerine göstermeden yapıyorlar sosyal yardımları, CHP'li belediyeler.
Aylardır izliyorum Bilboard ilanlarını,
“Üreticiye 50 milyonluk destek…” , “150 milyonluk proje bahara bitiyor..”, “Yatırım ve hizmette Türkiye Rekorunu yine biz kırdık…”
Başı sonu belli olmayan, rakam oyunları tamamı.
Sanki yastık altındaki bilezikleri bozdurup yaptırıyorlar.
Halkın parası ile yaptıkları işi bile halkın gözüne sokan bir belediyecilik anlayışı.
Gelelim son seçimde CHP’nin kazandığı belediyelere ve Belediye Meclislerindeki Muhalefet Temsilcilerine..
Mesela Pınarbaşı.
Türkiye’nin gündemine oturdu, hakim tehdit edilerek iptal edilen bu seçim.
Yenilendi ve CHP kazandı, olması gerektiği gibi.
Pınarbaşı ve CHP’li ilçe belediyeleri, ekonomik durumu en zayıf ilçeler tamam.
Ama muhalefet parti adaylarını seçen seçmen sizi mazeret üretesiniz diye getirmedi ki o noktalara.
"Sinekten yağ çıkaracak, örnek olacaksınız" dedi.
Pınarbaşı üzerine düşeni fazlasıyla yaptı, yapıyor.
CHP İl Yönetimi bile tavır koyuyor bu küçük belediyede yapılanlardan rahatsız oluyorlar.
Geçenlerde bu rahatsızlık su yüzüne çıktı, il yönetim kurulu üyesinin program yaptığı gecekondu yayın kurumu Pınarbaşı Belediye Başkanını hedefe koydu.
Gelen olağanüstü tepkiler üzerine ise geri adım attılar, başkana göstermelik de olsa sahip çıktılar.
Beyler zaman hızla akıyor.
CHP yapılacak seçimlerde Kayseri'de başarılı olmak istiyorsa, sen-ben-bizim oğlan kıskacından kurtulmalı, önyargılardan arınmalı ve birlik beraberlik içinde önüne yeni hedefler koymalıdır.
İzliyorum yürütülen çalışmaları.
"İl Başkanımız, Melikgazi İlçe Başkanımız, İl Gençlik Kolları başkanımız bu gün" diye başlıyor açıklamalar, ötesi yok.
Parti Genel Merkezi'nin şikayet birimlerinde onlarca dosya.
Son kongre öncesi oluğu gibi iki ayrı il teşkilatı var CHP Kayseri'de.
Belediye Meclislerinde görev yapan üyeler bile, CHP'nin sahip çıkması gereken, ya da karşı durması gereken konularda bütünlük sağlayamıyor, 'Çekimser' grup haline geldiler, getirildiler.
Oysa Pınarbaşı'nda, Sarız'da, Akkışla ve Felahiye'de halk CHP İlçe Belediyelerindeki hizmetlerin benzerlerini görmek istiyor.
Tamam Pınarbaşı kırdı belli ölçülerde, önüne konulan engelleri.
Kolay değil, ilçede isteyen yurttaş gidip Kent Lokantasında 3 kap yemeği 50 liradan yiyor.
Ama diğer ilçelerde tık yok.
Gelen bilgiler, bu üç belediyenin "Pınarbaşı'nda asfalt pişer, bize de düşer" havasında olduğunu gösteriyor.
İl Yönetimi bu ilçelerde de öncü olmalı, gerekirse alıp bu belediyelerin başkanlarını, güçlü belediyelerin kapısını çalmalı ve ilçelerde bazı hizmetlerin yerine gelmesi adına destek talep etmeli.
Siz de diyeceksiniz ki, önce il binasına gidip gelebilmelerini sağlamalı bu belediye başkanlarının.
Beyler. bu anlayış ile, bu kafa ile korkarım yapılacak ilk seçimde size emanet dilen 4 ilçenin 3 tanesini seçmen yeniden sizden alıp, yeni partilere verir, verecektir.
Zira mazeret üretmek, küslük oyunu oynamak için gelmediniz oturduğunuz koltuklara.
Bu millet sizi yakınasınız diye seçmedi, yekinesiniz diye oy verdi.
Örnek aramak için uzaklara gitmenize gerek yok.
Pınarbaşı'na bakmanız yeterli.
O zaman ne duruyorsunuz?