Homurdanmaktan gelir, toplulukların ne dedikleri tam anlaşılmamakla birlikte, hoşnutsuzluklarını ifade eden bir kelimedir, ‘homurtu..’
Hoşnutsuzluk giderilmediği zaman homurtu yerini gürültüye, kaosa, kargaşaya bırakır.
İşte Türkiye, homurtu sonrası gürültü öncesi süreç yaşıyor ve bu sessizlik beni korkutuyor.
Zira bu sessizliğin sonunda fırtına kaçınılmaz gibi duruyor.
Emekli, Asgari ücretli, işsizler ordusu, açlıkla sınanan milyonlar, geçim derdine çare arayan geniş halk yığınları.
Siftah yapamayan esnaf, ürettiğini satamayan üretici, tesisini söküp Mısır'a, Balkan Ülkelerine götüren sanayici, her yıl kendisine yeni yaptırımlar dayatılan kamyoncu, otobüsçü, dolmuşçu.
Buna karşılık, toplumsal huzursuzluğu körükleyen, ‘Emeklimizi, asgari ücretlimizi yüksek gelir düzeyine kavuşturduk’ diyecek, diyebilecek kadar ülke gerçeklerinden kopmuş bir yönetim anlayışı.
‘Mehdi bir gün gelecek ise bizim ona hazırlık yapmamız gerekir’ diyecek kadar toplumun gerçeklerinden bihaber baş danışmanlar.
Yüksek Yargının, Anayasa Mahkemesi’nin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarını dinlemeyen bir yerel yargı sistemi..
Kapanan fabrikalar.
Yandaşa devredilen kamu malları.
Duran üretim.
Artan işsizlik.
Hala milletin ızdırabından bihaber, çay-kek hayali ile hala Millet Kıraathaneleri, Millet Parkları peşinden koşan bir yerel yönetim anlayışı..
“Biz vatandaşa ilacı bedava veriyoruz” diyecek kadar sağlığın yaşadığı çıkmazdan bihaber yönetici, hastanelerde tetkik ve tedavi için kendisine 6 ay sonrası için gün verilen hasta, GSS borcu yüzünden kamu hastanelerinin kapıları yüzüne kapatılan çaresiz insanlar.
Buna karşılık hiçbir ödeme yapmadan ‘öncelikli hasta’ hakkı verilen ve istediği hastaneden, istediği doktordan anında kendisine randevu verilen Suriyeli Misafirlerimiz!
İçinden çıkılmaz hale getirilen eğitim sistemi. Tarikat şeyhlerinin İslam ile ilgisiz söylemlerinin ders olarak okutulduğu okullar. Fen, Fizik, Kimya, Matematik gibi bilimin ilk kapısı olan konularla alay edilen eğitim anlayışı, Cumhuriyetin kurucu değerlerine saldırarak görevinde yükselmeyi uman Milli Eğitim yöneticileri.
Her türlü imkansızlığı zorlayarak üniversite eğitimini tamamlamış, ama iş için başvurduğu tüm kapılar yüzüne kapanan on binlerce işsiz üniversite mezunu.
Geleceğini dışarıda aramak için AB Ülkelerinin elçilikleri önünde vize kuyruğunda bekleyen doktorlar, mühendisler, beyaz ve mavi yakalılar.
Ortadoğu ülkelerini aratmayan, İllerin ilçelerin giriş çıkışlarında kurulan ve insanlara potansiyel şüpheli gözü ile bakılan polis, jandarma barikatları.
Çaresizlik yüzünden ülkemin her yanından yağan intihar haberleri.
Suriyeli misafirlerimizin! ticarette, sosyal yardımlarda, kamu hizmetlerinde önünün açıldığı, ama yurttaşın vergi, denetim cenderesinde tutulduğu bir ülke fotoğrafı.
FETÖ Döneminde olduğundan farksız ‘gizli tanık’ gibi komik uygulamalarla, düşüncenin, düşünenin suçlu ilan edilerek, akla hayale gelmeyecek cezalara maruz bırakıldığı bir adalet profili.
Milyarlarca liralık yatırımla hizmete açılan ve 25 yıl bedelini bizim ödeyeceğimiz Havaalanları, köprüler, yollar.
Buna karşılık kapısına kilit vurulan ve millet bahçesi aşkına darmadağın edilen, daha düne kadar İstanbul’un ulaşım ihtiyacının yarısından fazlasını karşılayan bir başka havaalanı gerçeği.
Kapatılan Seka fabrikalarının yerine TOKİ Binaları diken, ülkemin her yanını uluslar arası tekellere açan bir ekonomi anlayışı.
Çok uluslu gıda tröstünün Türkiye temsilcisinden tarım bakanı, özel hastaneler zinciri sahibinden sağlık bakanı, turizm şirketi sahibinden turizm bakanı ve özel okullar zincirinin sahibinden milli eğitim bakanının görev yaptığı bir bakanlar kurulu..
Son seçimlerde kamuoyundan aldığı destek iyice azalan ve bu yenilgiyi, milletvekili transfer ederek, muhalif parti belediye başkanlarını içeri tıktırarak unutturmaya çalışan bir iktidar anlayışı.
En acı olanı ise, iktidarın önlerine attığı topla oynayan, oyalanan, kitlelerin sesini ikinci plana iten bir medya yapılanması.
Beyler, ağalar, efendiler.
Bu milleti maraba olarak görüp, yaptıklarınız ve yaşattıklarınız, ‘Nasılsa seçime kadar unutulur’ diye bakıyorsanız yanılıyorsunuz bu sefer.
Dedim ya, dipten gelen uğultular ile karınlardan gelen gurultular birleşti ve testiyi çatlattı.
Daha da önemlisi çatlak her gün büyüyor.
Bu sessizlik, büyük bir fırtınanın kopacağının işaretlerini taşıyor.
Ben uyarayım da.