Mesele, ne Sezen Aksu’nun şarkısı ne dilini koparma söylemi.

Ne de Sedef Kabaş’ın, dile getirdiği Çerkes Atasözü yüzünden kodese tıkılması.

Mesele, ne İmamoğlu’nun balık ziyafeti, ne de Samsun’daki Atatürk Anıtı’nın halat takılarak yıkılmak istenmesi.

Mesele, ne Süleyman Soylu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde teröristler çalıştırılıyor iddiası, ne de Adalet Bakanı’nın değiştirilmesi ya da TÜİK Başkanının işine son verilmesi.

Mesele, ne Trabzon’daki çocuğun Ana Muhalefet Partisi Liderine hakaret etmesi, ne de İçişleri Bakanının “Erenin katillerinin arkadaşları” diyerek bir camiaya hakaret etmesi.

Mesele nedir biliyor musunuz?

Bütün mesele, halkın midesinden yükselen açlık gurultusunun bastırılması.

Tek merkezden maniple edilen bu tür sansasyonel çıkışların tek amacı var.

Halkın cebindeki son kuruşların iç edilmesinin gizlenmesi.

Halk Ekmek Büfeleri önünde oluşan kuyrukların göz ardı edilmesinin sağlanması.

Marketlerdeki insaf ölçülerinin çok çok üzerindeki fahiş fiyatlar.

Milletin ödeme gücünün üzerine çıkarılan yüzde 150 zamlı elektrik ve doğalgaz faturaları.

Kazandığı sınava rağmen mülakat ucubesi ile işe alınmayan öğretmenler, mühendisler, ekonomistler.

Acı olan nedir biliyor musunuz.

Dövizin, altının kontrolden çıkması üzerine, gündem belirleme yetisini eline geçiren muhalefetin son zamanlarda bu gücü iktidar partisine kaptırması.

Ama bazen yaşanan sıkıntıların üzerine örtelim diyen o üst aklın kullandığı zavallılar milletin bam teline dokunuveriyorlar.

Atatürk Heykeline, büstüne saldırmak gibi.

Atatürk’ün bu ülke topraklarına ektiği Demokrasiyi yok etme hesaplarına girişmek gibi.

İşte orada dur, işte orada durun.

Zira Atatürk, bu ülkenin, bu milletin kırmızı çizgisidir.

Önce, elde ettiği zaferleri küçük göstermeye, yerine yeni Zaferler uydurmaya çalıştınız, tutmadı, tutmaz.

15 Temmuz gibi, bir soytarıya karşı milletin kararlı duruşunu, kararlı çıkışını bile Kurtuluş Savaşı ile kıyaslamaya kalkıştınız, tutmadı, tutmaz.

O soytarının doğum gününü ‘Kutlu Doğum’ haftası adı altında yıllarca kutladınız, sırf 23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramını unutturalım diye, ama tutmadı, tutmaz.

O Hainin etkinliği için Hatıra Para bastırdınız be, sonra da ona karşı zafer kazanmış gibi 15 Temmuz için de hatıra para bastırdınız, ama her ikisi de tutmadı, tutmaz.

“Ben Devrimciyim, Ben Cumhuriyetçiyim, Ben Atatürkçüyüm, Ben Türküm, Ben laikim, Ben Demokratım” diyenleri, Fetö Tutması hakimlerin, savcıların, polislerin önüne attınız, yem ettiniz. Kimi öldü, kimi yatalak kaldı, kiminin pırıl pırıl kariyeri yok edildi, ama gönüllerinden, Atatürk’ü silemediniz, silemezsiniz.

Sonra yanına İnönü’yü de ekleyerek, iki ulusal kahramanı “İki Ayyaş” diye nitelendirdiniz, tutmadı, tutmaz.

İçinizdeki deli raporlulara balyoz verdiniz, büstlerine, heykellerine saldırttınız, tıpkı dün Samsun’da yaptığınız gibi, tutmadı, tutmaz.

Heykellerine put dediniz, sonra gidip kim olduğu bilinmeyen mezar taşlarının başında dilek dileyip, çaput bağladınız, tutmadı, tutmaz.

Ayasofya’yı ibadete açtığınız gün Anıtkabir’i ziyarete kapattınız, daha fazlası oraya gitmesin diye, unuttuk mu sanıyorsunuz?

Beyler, efendiler kendinize gelin ve artık çıkarın gözünüzdeki at gözlüklerini.

Unutmayın, Tarih bir kez yazılır ve önemli olan o tarihin içinde nasıl yer aldığınız, nerede durduğunuzdur.

Bu toprakları Türk Yurdu, Mazlum Milletlerin sığınağı yapan Alpaslan da bizim, Fatihte.

Tabii ki Atatürk’te.

Bunlar bu toprakların kaderine hükmetmiş, bu vatan parçasında yaşayan Türk Milletini dünyanın saygını haline getirmişlerdir.

Onun için biz onlara ‘Kahraman’ diyoruz.

Siz ise, bu toprakları İngiliz Gemisi ile terk eden ve İstanbul’u İngilizlere teslim eden Vahdeddin’e sadece “Cennet Mekan” diyebiliyorsunuz. Sanki onu cennete ya da cehenneme gönderecek güç sizdeymiş gibi.

Ondandır, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün doğumunun 100. Yılı 1981’de, bütün dünyada “Atatürk yılı” olarak kutlanmış, bir çok ülkede posta pullarına Gazi’nin resmi basılmıştır o yıl.

Her 23 Nisan’da, her 30 Ağustos’ta, her 29 Ekim’de ve her 10 Kasım’da kiminizin kulağı iltihaplandı, yataklara düştü, kiminizi kaşıntı tuttu, rapor aldınız, kiminiz Yurtdışı programlarını o güne denk getirdi ve bu milletin bu Milli Bayramlarını Kutlamasında yanında olmadınız, olamadınız.

“Keşke Yunan galip gelseydi” diyen fesli deliyi, Atatürk’ün kurduğu kurumun, Diyanet İşleri Başkanlığı koltuğunda oturan zatın ziyaretine bile göz yumdunuz, belki teşvik ettiniz.

Hala o delinin ölüm yıldönümünde ‘Üstad’ ilanları yayınlayan isimler Belediye Başkanlığı, bakanlık koltuklarında oturuyor.

Ama gözden kaçırdığınız bir gerçek var ki, aslında biliyor ama bilmezden geliyorsunuz;

Vatan ve Bayrak Sevgisi,

Atatürk Sevgisi,

Cumhuriyet ve Demokrasi aşkı,

Bağımsızlık Sevdası, bu milletin damarlarına zerk edilmiştir.

Bu değerler damarlarda akan kan ile, göğüslerde atan kalp ile artık bir olmuştur.

Daha güzeli, bu millet samimi dindarlar ile üçkağıtçı dinbazları artık çok net şekilde görmekte, dindara saygı, dinbaza nefret beslemektedir.

Bu millet, “Milli Bayramı olmayanların Dini Bayramı olamayacağının” farkına çoktan vardı.

O nedenle gündem değiştirme çabalarınızda adımlarınızı dikkatli atın, bu milletin kutsalları ile bu milletin kahramanlarını istismar etmeye kalkmayın.