Millet olarak temel yanlışımızdır.
Sihirli bir el arıyoruz hep..
Yani, birisi gelecek, parmağını şaklatacak, her şey düzelecek.
Daha çok beklersiniz.
Eğer öyle olsaydı Dünyadaki tek adam rejimleri, bu kadar acınası halde olmazdı.
Bir Ülke, bir Millet, bir Toplum, kaderini bir kurtarıcının eline bırakırsa, fakirleşir, sefilleşir, el-avuç açar hale gelir.
Zira, insana dair en ideal yönetim biçimi olarak kabul edilen Demokrasi, kurumlar ve kurallar sistemidir ve Demokrasilerde ülkenin geleceğine dair kararlar bir kişi tarafından alınmaz.
Kurumlar ve Kurallar demişken, bu gün güzel ülkemde oluşturulan kurumlar ve kurullardan bahsetmiyorum.
Zira bizdeki kurumlar ve kurullar partiden kaçma ihtimali olanları maaşa bağlayarak partide tutma organlarıdır. O kurum ve kurulların yerine de karar verici tektir.
İşte ondan, her geçen gün felakete doğru gidiyoruz.
İşte ondan, her alanda yerimizde sayıyoruz.
İşte o nedenle, ‘Kurtarıcı’ aramaktan vazgeçmediğimiz sürece, yerimizde saymaya, geri geri gitmeye devam edeceğiz.
Bu gün ülkemize ‘Demokrasi’ Markalı bir deli gömleği giydirilmiştir.
Bu gömleği sırtımıza geçirenlerin, nefret ettikleri iki kavram vardır..
Birisi, “Denetim ve hesap verebilirlik..”
Diğeri, “Muhalefet..”
Bu iki kavram etkisiz hale geldiğinde, ülkeyi yöneten güruh kendisini ülkenin sahibi sanmaya başlıyor.
Ondandır, “Para’nın hesabını verin” dendiğinde zirve yapan öfkelerinin nedeni.
Ondandır, devasa Cumhuriyet Kurumlarının, ‘Varlık Fonu’ çatısı altına toplanarak Sayıştay Denetiminin dışına çıkarılması.
Ondandır, “Merkez Bankası’nın kasası neden tamtakır hale geldi?” sorusuna, yüksek perdeden hakaretler edilmesi.
Ondandır iktidar kurmaylarının, halkın baktığı noktadan başka yerlere bakmasını sağlamaya yönelik inatları.
Ondandır, kangren haline gelmiş ülkenin sorunlarını Aspirin ile tedavi etmeye çalışma, beceriksizliği.
Bu gün, hemen şimdi;
Millet olarak, “İktidarı denetleyen güçlü bir meclis, Meclisi Denetleyen Bağımsız ve Tarafsız bir Yargı” için sesimizi gürleştirmezsek, korkarım yarın çok geç olabilir.
Görüyorsunuz, Meclisin ve Yargımızın acınası halini.
Anket Şirketlerimiz bile hala, kamuoyu yoklaması yaparken, tek adam sistemini oylatıyorlar bize.
Oysa, kurumları, kuralları oturmuş, Denge-Denetleme Sistemi tıkır tıkır işleyen demokrasilerde, göreve kim gelirse gelsin, hata yaptığında hatasının bedelini ödeyeceğini bilir.
Ama bizde ülke, bu gün meclisi harap, kurumları bitap, yargısı talimatla iş yapan, iktidarı kibirli, bürokrasisi halkı her gün aşağılayıp küçümseyen bir konuma getirildi.
Fert olmanın hazzı bile çok görüldü bize, kullaştırıldık.
İndirilen dini bir kenara koyan ve uydurulan din ile her günü kafamıza kafamıza vuran bir yapı ile karşı karşıyayız.
Beyler, ağalar Türkiye’de dini inanç konusunda bir sıkıntı yok.
Türkiye’de sıkıntı, her konuda ülkenin içinden çıkılmaz bir noktaya getirilmesidir.
Bu sarmaldan kurtulmak için de hiç kimse “Sihirli değnekli, bir kurtarıcı” beklemesin.
Geldiğimiz ve getirildiğimiz ekonomik, sosyal ve siyasal kıskacın faturasını millet olarak hep birlikte ödüyoruz.
Önemli olan, ödediğimiz, bize ödettirilen bedelin az veya çok olması.
Eğer bizdeki aymazlık devam ederse, korkarım fatura ödenemeyecek kadar ağır olacak.
Ama, hoyratça yok ettiğimiz, güçlü Demokratik Parlamenter Sistemi yeniden inşa edebilirsek, faturanın altından kalkabiliriz.
Yani dostlar, mesele batan geminin yeniden yüzdürülebilmesi meselesidir.
Bunu ise, tek başına bir kaptanın başarabileceğine inanmak saflıktır, aymazlıktır.
Zira o tek adamın bu gün tek derdi vardır, bir dönem daha seçimi kazanmak.
Bu Mazlum Milletin ise tek derdi vardır, yitirdiği umudunu yeniden elde etmek.
Önümüzdeki seçimler, bu yıl ya da gelecek yıl, o nedenle önemlidir.
Ya, "Yeniden Demokrasi" diyenlere oy verip gemiyi zorda olsa yüzdürmeye çalışacak, ya da mevcudun devamına oy verip dayak yemeye devam edeceğiz.
Tercih sizin.