Resmi istatistikler bile artık gizleyemiyor, Gıda Enflasyonunda kırdığımız Dünya Rekorlarını.

Tarlada buğday, bahçede domates, ahırda inek ve koyun yetişmiyor artık.

Tamamı ithal, tamamı sentetik.

Kayseri’nin ve bir çok kentin Et ve Balık Kurumu Kombinası vardı. Sıhhi şartlarda canlı hayvanlar burada kesilir, üretici hayvanını besler büyütür ve bu kuruma teslim eder, parasını kısa zamanda alma imkanı bulurdu. Besiciliğin sigortasıydı bu kurum yani..

Biz de kasaba gittiğimiz zaman, etin EBK Damgalı olup olmadığına bakar öyle satın alırdık.

"Devlet Kasaplık Yapmaz" ucuzluğu ile Kurum Kombinaları kapatıldı.

Yapılan hatanın farkına varılıp yerine Et ve Süt Kurumu diye bir şey icat edildi, ama eski noktayı yakalayamadı.

Şimdi, et alırken huzursuz hissediyoruz kendimizi.

Menşei bile belli değil.

Kayseri’nin ve bazı kentlerin Sümerbank Bez Fabrikaları vardı.

Neredeyse Cumhuriyetle yaşıt..

Dokuduğu kumaşlar, iç anadolu insanına, köylü vatandaşa ceket olurdu, pantolon olurdu, yanmayanından olmasa da kefen bezi olurdu. Ayşe Teyzeye entari olur, minik Fatma’ya okul yolunda önlük, yaka olurdu.

80’li yılların sonlarına kadar, Sümerbank Mağazasından giyinirdik bir çoğumuz. Ürettiği ayakkabılar, bölge iklimine uygundu. Özel sektör mağazalarının ürünlerinden hem daha kaliteli, hem daha hesaplıydı vesselam..

Ama Cumhuriyet Hükümetleri bu yapıyı modernleştirmek adına tek bir tuğla koymadığı gibi, seçilen her milletvekili bu kurumları babasının çiftliği sanarak yedi sülalesini buralarda işe yerleştirmeye başladı.

Sonuçta, battı bu güzelim kuruluşlar, varlıkları haraç-mezat satıldı.

Sümerbank Fabrikalarının kapatılması, Çukurova’da pamuk sektörünü de bitirdi. Şimdi dışardan pamuk alıyor, sözde yerli tekstil ürünleri üretiyoruz, yarısı sentetik..

Tekstil Sektöründe ciddi bir potansiyeli vardı ülkenin, önce Hazır Giyim ardından tekstil sektörünü can çekişir hale getirdi, iktidarın hesapsız politikaları.

Meyve suyuna adını veren Meysu’su vardı Kayseri’nin.

Kayseri genelinde ve bölge illerinde yetişen elmayı, kayısıyı, vişneyi, kirazı toplar, Türkiye’nin her yerinde üretici, pazarlayamadığı meyveyi kamyonu yükleyip Meysu’ya getirir ve anında satma imkanı bulurdu.

Hala Anadoluda, meyve suyuna Meysu denir. Ama fabrikasının arazisinde yabancı bir mağazanın devasa yapısı var. Bir bölümü de terminale gitti.

Devlet Üretme Çiftlikleri vardı Anadolunun. Damızlık sığırdan, süte peynire, hatta hindiye kadar her şeyi yetiştirir, sağlıklı üt ve süt ürünlerini hepimiz gönül rahatlığı ile sokardık mutfaklarımıza.

Sadece o kadar mı, bölgelerinde çiftçiye rehberlik yapardı bu kurumlar.

Şimdi, Yahyalı'daki tesis bir grup AKP’liye hizmet veriyor. Ortaklarının listesini kaybettim, merak ediyorum 15 Temmuz’da kaç tanesi Fetö Kumpasından işlem gördü. Ya da yakayı sıyırmanın mutluluğu ile Devlete Nanik yapıyor.

Tarişimiz vardı. Fiskobirliğimiz vardı.

SEKA’mız vardı, yerel basın kurumlarına uygun fiyatlarla kağıt üreten. Milli ve yerli sigorta şirketlerimiz, bankalarımız vardı. Araçlarımızın periyodik muayenesini Karayollarımız yapardı. Devlet Su İşlerimiz, nerede su bulsa, tarım arazilerinin sulanmasını sağlamak için oraya yatırım yapardı. Benim çocukluğumda, her köyün sulanabilir kesimlerinde, her köylünün birkaç karık bostanı olurdu, domatesini, biberini, patatesini, sebzesinin tamamını bu bahçelerde yetiştirir, bağının üzümü ile pekmezini yapardı.

Yerli sigara fabrikalarımız vardı. Birlerce çalışana ekmek, onbinlerce tütün üreticisine pazar. Şimdi tütün üretmek neredeyse yasak güzel ülkemde. ABD’nin ve Japonya’nın sigara tekellerine teslim edildi bu alan. Fabrikaların yerinde ise AVM’ler TOKİ Konutları yükseldi.

Organik ve hilesiz beslenirdik velhasıl..

Şimdi, Cumhuriyetin son kaleleri Şeker Fabrikaları, çok uluslu, şeker ambalajında kanser üreten bir yapıya kurban edilmek üzere.

Bir çoğu özelleştirildi, kalanlar ise sistemli olarak batırılıyor, çökertiliyor, ehil olmayan ellerce.

Örnek mi?

Kayseri Şeker Fabrikası.

Yapmayın efendiler, etmeyin. Kıymayın güzel ülkemin çiftçisinin son ürününe, gelir kapısına.

Enteresandır, Türkiye’de çiftçi kuruluşu Ziraat Odaları var.

Hiç birinden, Türk Tarımının, Hayvancılığının getirildiği bu acınası nokta hakkında çıt çıkmıyor.

Buğdayı, arpası para etmeyen çiftçiyi köyüne bağlayan tek ekonomik değerdir Şeker Pancarı.

Yarın, Şeker Fabrikalarının yerinde AVM’ler, TOKİ Konutları yükselirse, elimizdeki son temiz ve hilesiz gıda şeker de yabancı tekellerin eline geçmiş olacak.

ABD ve Avrupa’nın bile yüzde 1,5 oranında üretim izni verdiği genetiği değiştirilmiş mısır şurubu ülkemin tüm tatlandırıcı pazarını ele geçirecek.

Ve kentlerin lüks semtlerinde oturan, koltuklarının kaygısından başka kaygısı olmayan duyarsızlar, işte o zaman sizin de nur topu gibi kanserle mücadele eden obez çocuklarınız olacak.

Ama Allah var, lafa gelince yerli ve millilik kavramını paspas gibi kullanan bir idareci yapımız var, iktidarda.

Yerli ve Milliymiş.

Batsın sizin yerlilik ve millilik anlayışınız.

Ülkenin genlerini bile değiştirdiniz be....

Hala lafla milleti uyutmaya devam ediyorsunuz.