Siz sanıyor musunuz, İsrail ve ABD’nin İran’a müdahalesi, iki günde karar verilmiş bir meseledir.

Siz sanıyor musunuz, İran’dan sonra ABD ve Maşası İsrail durulacak ve düzelecektir.

Siz sanıyor musunuz, bu kirli savaşın hedefleri arasında Türkiye yoktur.

1960’ların sonlarında, 6. Filonun kıyılarımıza demirlemesi ve çıkan olaylarla başladı ABD Emperyalizminin Türkiye’ye olan ilgisi.

Bu ilgi aralıksız devam etti.

Rejim kurup rejim yıktı bu topraklarda, ABD.

Son 30-40 yılı şöyle bir gözden geçirin.

Arap Baharı adıyla bölgede başlayan toplumsal hareketleri.

2010 tarihinde Tunus'ta başlayan, daha sonra Mısır, Yemen, Cezayir ve Ürdün'e sıçrayan.

Tunus ve Mısır'da başarı göstermiştir, emperyalizm.

Ardından Libya, Irak, Suriye, Filistin, Lübnan, Gazze ve şimdi İran.

Afganistan ve Pakistan’ı bu gelişmelerin dışında tutmak mümkün mü?

Daha da acı olanı ise, Türkiye’yi yönetenler bu gelişmelerin bir noktasında mutlaka aktif olarak yer almış, bile isteye ABD ve İsrail’in çıkarlarına hizmet etmiştir.

Merhum Erbakan, bu tehlikeyi görmüş ve “İran düşerse sıra Türkiye’yi gelir” diyerek bir anlamda, kendisini yarı yolda bırakanları uyarmıştı.

01 Mart 2003 yılını hatırlayın.

ABD, daha Meclisin onayını almadan, Mersin’den başlayarak sahalar satın almaya, kiralamaya başlamıştı.

Irak’a yapılacak askeri müdahale buradan, bizim topraklarımız kullanılarak yapılacaktı.

İktidarın desteğine rağmen, hala sağduyuyu kaybetmemiş bir grup AKP Milletvekili de o tezkereye hayır demiş, bu oldu-bittiye izin verilmemişti.

O gün ise tam olarak başladı, Türkiye üzerine planlar.

İlk işaret, Kuzey Irak’ta Türk askerlerinin başına çuval geçirilmesi ile gelmiş, bizi yönetenlere ‘ABD’ye Nota verecek misiniz?’ diye soran gazetecilere verilen, “Ne notası, müzik notası mı” sözü teslimiyetin ilk işareti idi aslında.

Ardından neler yaşamadık ki?

Fetullah Gülen adındaki bir haini ilahlaştırdı ABD.

Ordumuzun temeline dinamit koydurdu ve adamın eliyle,

Yargımızı esir aldı.

Güvenlik Teşkilatımız Fetö Piçine hizmet eder konuma getirildi.

Ne kadar namuslu, aydın insan var idiyse orduda, yargıda, medyada, tasfiye edildiler.

Sahnelenen 15 Temmuz Senaryosu sonrası bu günkü konuma bizi düşüren Tek Adam Rejimine ‘Evet’ dememiz bile sağlandı.

Suriye’den gelen milyonların, Afganistan’dan gelen yüzbinlerin ne kadarının ne amaçla geldiğini bilmiyoruz ülkemize?

Ya da bu gün nerede olduklarını, neler yaptıklarını, kim için çalıştıklarını?

Ekonomimiz ile oynandı hepsinden önemlisi.

Boğazına kadar dışa bağımlı bir ülke, hasta, takatsiz ve açlıkla mücadele eden bir millet var artık bu Aziz Topraklarda.

Sadece o kadar olsa iyi.

Bu gün dini eğitim veren okullarımızda Deizm rekorlar kırıyor.

Düne kadar, azılı ülke düşmanı görülen terörist Öcalan’a umut hakkı ve statü verilmesi gerektiği mesajını, Alpaslan Türkeş’in kurucusu olduğu partinin bu günkü lideri veriyor.

Yani kimin eli kimin cebinde belli değil.

Bu kadar mı sanıyorsunuz?

Okullarımızda bilimsel eğitim tamamen rafa kaldırıldı.

Fabrikalarımız yabancının elinde, tarlalarımız ekilir olmaktan çıktı.

Topraklarımızın 1/3’ü maden sahası olarak yabancıya ve yerli işbirlikçisine kiraya verildi.

Paramızın değeri acınası halde, yerlerde sürünüyor.

Çıktığında 133 dolar olan 200’lük en büyük banknotumuz artık kilo salatalık parası.

İşin özeti, Türkiye Treni kaçırdı.

“Treni kaçıran insansa, başka bir tren gelir onu alıyor,

Ama ülkeyse treni kaçıran, başka bir ülke gelir onu alır” der Özdemir Asaf.

Şimdi hep birlikte dua edelim de, İran düşmesin, teslim olmasın.

Siz de diyeceksiniz ki, Filistin için dua ettik de ne oldu, Gazze için dua ettik de ne oldu.

Dua yerine bu kez farklı bir şey denemeye ne dersiniz.

Bu ülkeyi kurtaran ve kuran iradenin çizdiği çizgiye yeniden dönmeye, yani.

Sanırım, her zamankinden daha fazla buna ihtiyacımız var.

Yeni bir 1919 ruhuna mesela.

Ne dersiniz?