Mabede siyaset sokarsanız, kürsüdeki imam, cemaate ibadeti değil, siyaseti anlatır.
Okula siyaset sokarsanız, bilim orayı terk eder. Diplomalı cahiller yetiştirirsiniz, hatta sahte diplomalılar sarar devletin tüm kurumlarını.
Kışlaya siyaseti sokarsanız, bir süre sonra ülkenizin eski Genelkurmay Başkanı, Subay ve Astsubayın eğitim süreci ile yetiştirildiği gerçeğini bir kenara koyar ve ‘30 bin subay ve astsubay alacağız’, beyanatları vermeye başlar.
Yetmez, ülkenin Milli Savunma Bakanlığı Makamında oturan zat, şehit annesine parmak sallayarak, "Sen sadece şehit anasısın, haddini bil" der.
Yani, siyasi tabanı sağlama bağlamak için bu 3 müessesede örgütlenmek size kısa vadede seçim kazandırabilir, ama ülkeye kaybettirir.
Yüce Kitabımız, Kur-an’ı Kerim’i en yalın haliyle bu millete aktarmakla yükümlü Diyanet İşleri Başkanı çıkar, “Keşke Yunan galip gelseydi’ diye höyküren akıl hastasına, sarığı ve cübbesi ile ziyarete gider.
Yetmez, Milli günlerde, hatta 10 Kasım'da her şeyi söyler ama Atatürk'ten bahsetmez.
Genç dimağlara ‘bilim’ zerketmekle yükümlü okulun yöneticisi sabiy sübyana hallenmeye başlar. Ülkenin kurucu ve kurtarıcısının duvardaki resmini indirtmeye kalkışır.
Mevlidi Nebi Haftası’nın başlaması nedeniyle düzenlenen törende, birileri çıkıp, “Bu ülke 18 yıl boyunca ezana hasret bırakıldı” türünden beyanlarla zihinleri bulandırmaya çalışır.
Cuma hutbelerinde imamların, “Desteğiniz olursa adayım” türünden söylemleri alır başını yürür.
Ya da aynı hutbelerde, “Sayın iks partisi genel başkanı bu gün şehrimize teşrif edeceklerdir. Hepiniz camiden sonra meydana” diyerek siyaset merkezine dönüşür ibadetgahlar.
O nedenle, Orduyu Komutana..
Eğitimi öğretmene..
İbadeti, kültürü ile herkesi kendine hayran bırakan imama emanet etmediğiniz takdirde, siyaset virüsü bu üç olguyu kemirir, özünü alır malzeme haline getirir.
Dahası var.
Orduya siyaset soktuğunuzda Nato’nun en güçlü ikinci ordusu olmaktan çıkarsınız, antlaşmalarla silahsız olması gereken çevremizdeki ada ve adacıklar bir başka ülkenin askeri üssü haline gelir, getirilir.
Ülkenizin de eşit haklara sahip olduğu denizlerinizde, kurulan ve içinde sizin olmadığınız ittifaklar petrol ve doğalgaz aramaya başlar, siz de çaresizce seyredersiniz.
Sizin hala dost sandığınız güçler, sınırlarınızın 900 kilometrelik bölümünün sıfır çizgisinde, yeni bir ülke kurmaya kalkışır, siz de beylik lafların ötesine geçemez, Hain Apo'dan medet umar hale gelirsiniz.
Hayır Beyefendiler, Hayır Beyler, bu güzel ülke dini özgürlüklerin en rahat dönemini Cumhuriyetle buldu ve Cumhuriyetle yaşadı.
Bozulmak istenen budur.
Bütün mesele, aydın ve aydınlık insanları milli ve dini kurumlardan temizlemek, sonra da imamlara siyaset hürriyeti sağlayıp, her camiyi ve cumayı dini söylemlerin ortadan kalktığı, siyasetin gırla gittiği miting alanlarına çevirmektir.
Bakınız güzel ülkemde bu üç kurumun dejenere edilmesi ile daha şimdiden ne hale geldik;
Fabrikalar kapanıyor, ya da başka ülkelere taşınıyor..
Milletin yüzde 70'i resmi açlık sınırının altında yaşıyor.
Esnaf siftah yapamıyor..
Herkes borç batağında..
Şirketler Konkordato sırasında.
İşsizlik artıyor..
Dolar 50 Liraya doğru yol alıyor.
Bir litre mazot tam 60, bir ekmek 15 lira oldu.
Halk yoksullaşıyor..
Enflasyon yükseliyor..
Zamlar milleti eziyor..
Üreten, düşünen beyinler ülkeden kaçıyor.
Sayıştay kurumlarda yolsuzlukları ortaya çıkarırdı eskiden, şimdi tek laf edilmiyor..
Vurgunlar talanlar devam ediyor..
Çözüm mü?
Ben söyleyeyim.
Cumhuriyetin kuruluş ayarlarına geri dönmek.
Yani demokrasi, yani üretim, yani eğitim hamlesi, yani laiklik ilkesinin yeniden etkin hale gelmesi, yani bağımsızlık ateşinin yeniden yakılması.