Türkiye, istisnasız bütün Türk vatandaşlarının ortak eseridir.

Bu devlet inşa olurken, hiç kimse diğerinden bir taş fazla koymadı. Sarıkamış’ta, Bingazi’de, Musul’da, Sina’da, Mudanya’da, İnönü’de, Polatlı’da, Trakya’da, İstanbul’da ve bilahare Çanakkale’de…

Peki geçen zaman içerisinde neden birileri ön plana çıkıp bu ülkeyi başkalarından korumaya, kıskanmaya, “Ne yaptıysam ülkem için yaptım” demeye başladı.

Bu uğurda, insanları öldürmeye kadar varan, bu uğurda en kritik konumdaki insanları bile içeri tıkmaya kadar varan uygulamalara yönelindi.

Kimdir vatan haini, kimdir vatan aşığı.

Ya da nasıl Bir Türkiye’dir, milletin özlemi?

Ben özetleyeyim isterseniz;

Çoğunlukçu değil, çoğulcu bir Türkiye.

Vicdanların hür olduğu, kalemlerin susturulmadığı bir Türkiye.

Adil yargılanma, hak arama, örgütlenme, katılım ve diğer bütün sivil ve siyasal hakların hukukun güvencesinde olduğu bir Türkiye.

Bütün vatandaşlarının kanunların önünde eşit olduğu bir Türkiye.

Allah’ın bütün insanları eşit yarattığına inanıldığı bir Türkiye…

Her türlü sorunun meşru yollardan kamusal alana taşınabildiği bir Türkiye.

Demokratik sahanın geniş olduğu, politik kanalların açık olduğu, şiddetin alternatif olmaktan çıktığı ve meclisin fert fert her vatandaşın sesinin yansıdığı yegane meşru alan olduğu bir Türkiye.

Dağa çıkıp kardeşlerine silah doğrultmanın, kendi vatanına, tarihine, kimliğine ve bütün değerlerine ihanet olduğunun farkına varıldığı bir Türkiye istiyor bu Aziz Millet.

Ya da, Hukukun erişemediği hiçbir ayrıcalıklı alanın var olmadığı; Hakkari’de yaşamakla İstanbul’da yaşamak arasında hiçbir farkın kalmadığı; Doğu’da görev yapmakla Batı’da görev yapmanın farksız olduğu bir Türkiye.

Kalkınma, sanayi, milli gelir, yol, okul ve hastanelerin ülkenin her tarafına adaletli bir şekilde dağıldığı bir Türkiye.

Dinin devlet işlerine karıştırılmadığı; Devletin dine müdahale etmediği; farklılıkların birer güzellik olarak algılandığı, kardeşliğimizin sivil vatandaşlık ortak paydasında mümkün olduğunun anlaşıldığı bir Türkiye!

Laikliğin dinsizlik olarak yorumlanmadığı, Dindar olmanın, vatandaşlık statüsünün tenzil edilmesine gerekçe olacak bir kusur sayılmadığı, hiçbir dinin, hiçbir kimliğin, hiçbir mezhebin devlet tarafından yüceltilip dayatılmadığı bir Türkiye.

Dini, ırkı, mezhebi, siyasi tercihi, dünya görüşü ne olursa olsun, hiçbir Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşının eşit anayasal haktan mahrum olmadığı bir Türkiye.

Bütün vatandaşlarımız “tam eşit vatandaşlar” olarak bir araya gelip, kardeşliği yeniden inşa etmedikleri sürece, Türkiye için 2053 ve 2071 gibi hedeflerin ‘boş birer hayal’ olduğunu görüyorum.

İktisadi kaynaklarımızı yok eden, demokrasinin yerleşmesini baltalayan, içtimai kaynaşmaya mani olan en büyük problemimizin kardeşliğimizin önündeki duvar olduğunu düşünüyorum.

Yüz yıllık problemin kısa zamanda çözülemeyeceği besbelli.

Fakat herkes samimiyetle inanmalıdır ki; her türlü problemimizi, ancak demokratikleşme ve özgürlük hamleleri sayesinde çözebiliriz.

O nedenle, tek tip insan yaratma heveslerinden vazgeçilmeli, ülkenin geleceğinin özgür beyinlerle daha aydınlık olacağı bilincine hepimiz geç olmadan varmalıyız.

Zira tutulan ve gidilen yol, yol değildir.

Bu yolun sonu Suriye olmaktır, İran olmaktın, Irak olmaktır, başka ülkelerin sınırlarında ayağımıza çelme takılarak alay edilmekti