Yaşananlara baktığımda ve bize sunulan kötülüklerin bile ne kadar güzel ambalajlanarak takdim edildiğini gördüğümde, bazen isyan edesim geliyor.
Zira bu kadar çok çelişkiye rağmen hala milletin nasıl güzel uyutulduğunu görmek beni kahrediyor..
Yüzlerce çelişki yaşatıyor dönem bize.
Ama hepsini sineye çekiyoruz..
Kışın uzun geceleri, gazeteci için bir anlamda, yaşadığı ülkede, insana dair yaşatılanları bir film şeridi gibi geri sardırarak izlemeye zaman bulabildiği zaman dilimidir.
Ben de öyle yaparım uykusuz gecelerde..
ABD Askerlerinin Irak’a, Türkiye üzerinden girmesi projesine kadar gittim, son seansta.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, ülkenin bağımsızlığı için aldığı son olumlu karardı sanırım.
İktidar milletvekilleri bile tüm baskılara rağmen bu oldu-bittiye izin vermedi.
Vermedi de başımıza neler geldi.
Askerimizin başına çuval geçirildi sesimizi çıkaramadık.
Fetö maşasını kullanarak, Türkiye’nin tüm kurumlarını ele geçirdi, iktidar ve iktidarlar bu hain yapıya son ana kadar destek verdi.
Şimdi kalbimize sapladığı Fetö hançerinin yarattığı hasarı hala onarmaya çalışıyoruz. Tabii iktidar da yeni yapılanmalara omuz vererek yoluna devam ediyor ülkede.
Emperyalizm PYD-PKK ittifakını silahlandırdı, o silahlarla askerimiz, polisimiz, yurttaşımız şehit ediliyor.
Ama hala yöneticiler, ABD denilince Stratejik Ortaklık edebiyatı yapabiliyor.
Görmüyor musunuz, emperyal odaklar PKK'yı, Türkiye Cumhuriyeti'nin ortağı yapmaya çalışıyor?
Tarım ve hayvancılıkta geldiğimiz durum ortada.
Her türlü gıdayı dışardan alır hale geldik.
Ülkenin Tarım Bakanı 5 yıl önce çıkıyor ve 300 koyun projesi açıklıyor.
Millet kulak kesiliyor projeye.
Sonra aynı Bakan çıkıp, yanlış anladınız, yeterli mera bulunan köylerin bazılarında ve kredi karşılığı garanti verecek köylüler için uygulanacak proje diyerek bitmiş hayvancılığımızın üzerine tüy dikiveriyor.
Oysa Kent Varoşlarında köyden gelmiş bir çok insan tasını tarağını toplamaya, köye dönüp koyunculuk yapmaya ne kadar da hevesliydi bakanı dinleyince.
Tarım arazilerimiz, girdi maliyetlerinin yüksekliği yüzünden ekilip biçilemez hale geldi.
Ama Türkiye, tarihinde ilk defa Sudan'dan 99 yıllığına tarım arazisi kiraladılar. Biliyor muydunuz?
Hem de 780 bin dönüm arazi.
Bu arazide ananas, mango, avakado, pepino jambu, kanola, pamuk ve yağlı tohum gibi ürünler yetiştirerek Türkiye’ye daha ucuza getireceklerdi.
İmzalandığı gibi sessizce iptal edildi bu anlaşma.
Şaka gibi değil mi?
Türkiye 2019'a kadar, ‘Tarımda kendi kendine yeten ülke’ olarak bilinir ve tanınırdı.
Şimdi domatesin kilosu bile, bizden domates alıp halkına yediren ülkelerden çok daha pahalı.
İthal edilen samanı bize ‘Hububat Kapçığı’ diye yutturdu Memleket Büyüğü.
Sınırlardaki kentler komşu ülkelerden yapmaya başlamıştı alış-verişini.
Bir örnek verecek olursak.
Sayın Cumhurbaşkanımızın memleketinden bir vatandaş, sabah kalkıp Gürcistan’a geçiyordu arabası ile.
Bagajına 2 tane mutfak tüpü koyuyordu.
Tüpün tanesi Gürcistan’da 40 liraya, Türkiye’de 100 liraya doluyordu o günlerde.
Sonra aracını akaryakıt istasyonuna çekiyor, 50 liraya benzin deposunu dolduruyordu.
Türkiye'de 350 lira vermesi gerekiyordu çünkü benzinin deposunu doldurmak için.
Yetmedi, Gürcü kasaba uğrayıp en kalitelisinden 8-10 kilo et alıyordu. Kilosu 15 liradan.
Ardından, referandumda Hemşehrisinin getirdiği tek adam rejimi önerisine yüzde 70 evet oyu veriyordu.
Karşı çıkanlara da, “Nankörlük yapma, Cennet gibi bir ülkede refah içinde yaşıyoruz” diye çıkışıyorlardı.
Nasıl cennet gibi ülke be kardeşim, etini, yakıtını, tüpünü Gürcistan'dan niye alıyorsun, tüpünü Mahallenin tüpçüsünden niye doldurtmuyordun o zaman.
AKP İktidarları döneminde semiren tipler var bir de.
Türkiye’de İmam-Hatip yaptırma ve yaşatma derneklerinde görev alıp çocuklarını Amerikan Kolejlerinde okutan tipler.
Onlar da son zamanlarda, geleceğini İngiltere, İtalya, Yunanistan ve İspanya’da aramaya başladılar ya hani.
Gidip oradan ev alıyor, otomatik vatandaş oluyorlar.
Hatırlarsınız, Sayın Cumhurbaşkanı bile bir konuşmasında bu tiplere dikkat çekip tepki göstermişti.
Onlara da sormak gerekmez mi, ‘Niye Arabistan, Kuveyt, Katar değil de, geleceğinizi Avrupa’da arıyorsunuz?’ diye..
İran’da görülen öldürücü Corona Virüsüne karşı alınan seyahat kısıtlamalarını ve önlemleri izledik 3 yıl önce..
Peki İran’dan sınırlarımızı kaçak yollarla geçerek giren mültecilerin getirdikleri virüs ve virüsten daha korkunç Metafetaminler ne olacak?
Ve beyin göçü.
Üzülerek söylüyorum, iyi bir eğitim imkanı bulan ve beyaz yakalı olan gençlik geleceğini Avrupa ve ABD’ye endeksledi.
Yani Türkiye’de artık gelecek görmüyor gençliğimiz.
Ha bir de adına gurbetçi dediğimiz kesim var.
Her yaz gelip, “Cennet gibi ülkem var. Kıymetini bilmiyorsunuz nankörler” diyerek burada yaşayanlara tepeden bakanlar.
O tiplere tek bir soru sorun lütfen;
“Madem güzel ülkem cennet gibi, bu ülkeyi cehenneme dönüştürmek isteyenleri seçimden seçime niye bize dayatıyorsunuz. Gelin bu cennetin nimetlerinden birlikte yararlanalım, kesin dönüş yapın, madem o kadar toz pembe, Türkiye’de her şey..”
Verecekleri cevap hazır..
“Ama bizim yaşadığımız ülkede eğitim, demokrasi, sağlık, insana saygı en üst düzeyde. Nasıl bırakıp gelelim” olacaktır.
İktidar Partisinde ise işler bildiğiniz gibi.
Fetö gitti, Nakşiler, Menzilciler geldi siyasetin merkezine.
Ve son bir gözlem..
Türkiye, Afrika ve Asya’nın geri kalmış toplumlarının niteliksiz insan çöplüğü gibi.
İnanın, çeşitli yollarla ülkemize gelen ve yerleşen bu yabancılar topluluğunun istisnasız tamamının amacı, Avrupa’ya, ABD’ye kapağı atmaktır.
Niye acaba?
Sonuç;
Emperyalizm ve Kapitalizm yerli işbirlikçilerinin de desteği ile Türkiye’nin oturma odasına yerleşti.
Televizyon kumandası bile artık onun elinde.
Bizdeki aymazlık devam ederse, yatak odamıza girmelerine de az kaldı.
Zira bizi yönetenler başka ülkelerin iç işlerini karıştırmaktan, yönettikleri ülkenin meselelerine zaman ayıracak durumda değiller.
Ne de olsa onlar için geçerli kural, “İhvan Kardeşliği…”