Ormanlar yakılıyor, yanan yerlere rezidanslar, villalar, tatil köyleri kuruluyor,.
Seninkilerden tık yok.
Zeytinlikler, kıyılar, askeri alanlar yok ediliyor, Karadeniz yaylaları artık Arapların eline geçti.
Seninkiler karanlıkta ıslık çalıp hayali iddiaların ardına düşüp milleti oyalıyor.
Üzerinde ay yıldızlı bayrağımız bulunan Türkiye Cumhuriyeti kimliği yıllardır promosyon ürünü.
Hırsızı, uğursuzu, uyuşturucu kaçakçısı, kumar baronu, kara ve kirli parası ile gelip güzel ülkemde ev, arsa alıyor, arsa tapusunun yanına Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı hediye ediliyor.
Seninkiler sus-pus.
Ensar diye kimliklerine bile bakmadan ülkeye buyur ettiklerimizin arasından bu gün Mossad ajanlarını, Işid Militanlarını temizlemeye çalışıyor emniyetimiz.
Daha hafta geçmedi, Yalova'da 3 kardeşimizin şehit, 7 kardeşimizin hastanelik edilmesinin üzerinden.
Seninkiler oralara bakmıyor bile.
Arap Emperyalizminin gönüllü uşakları 'Şeriat' diye, 'Hilafet' diye ortalığı ayağa kaldırıyor, seninkilerden tık yok.
Cumhuriyetin kazanımı, ülke varlıkları yağmalanıyor. Göz bebeğimiz Tank Palet bile Katarlıların artık. Afrika ve Asya ülkelerinde ne kadar niteliksiz adam varsa sırt çantasıyla Türkiye’ye akın etti. Sahillerimiz, parklarımız, kent meydanları fiili işgal altında.
Seninkiler ıslık çalıp havaya bakıyor.
Çıkmış başlarındaki utanmadan, "Apo meclise gelip konuşsun, umut hakkından yararlansın" diyor, seninkiler bunu bile sindirmeye çalışıyor.
Ömrünü ülkesi ve milletine hizmete adamış, 25 yıl, 30 yıl şerefiyle hizmet etmiş bu ülkenin emeklisi açlıkla sınanıyor. Çocuğunun yanında sığıntı gibi yaşamaya, geceliği 200 liralık otel bozması yapılarda barınmak zorunda kalmış.
Asgari ücretli, maaş bordrosundaki rakamın üzerine 3-5 bin daha koyarak ev kirasını denkleştirebiliyor ama seninkilerin önceliği Apo'nun ayağına meclisten heyet yollamak.
Yani, yaşananlar seninkilerin umurlarında bile değil.
Sizin tertemiz oylarınızla meclise gönderdikleriniz ise bu sefalete, bu yağmaya, bu talana, bu işgale zemin hazırlayan iktidarın bir dediğini iki etmiyor.
Ondan sonra ‘Irmağının akışına ölürüm Türkiyem” öyle mi?
Hadi oradan.
Kirletmeyin daha fazla, Milliyetçilik kavramını.
Samsun’dan başlattığı diriliş hareketini adım adım ülkeye yayıyor.
Dünyanın her açıdan donanımlı ordularının karşısına bu milletin göğsündeki imanla karşı duruyor.
Yedi düvele parmak ısırtacak askeri deha ve milli birlik anlayışı ile ülkeyi düşman çizmesinden temizliyor.
Köhnemiş Sultanlık, Padişahlık gibi önerileri elinin tersi ile itip, Padişahların ‘Kullarım’ dediği bu aziz millete ‘Efendiler’ diye sesleniyor.
Onlarla kenetlenip, Osmanlı’dan kalan borçları ödüyor, emperyalist ülkelerin tekeline geçen kurumları, bedelini ödeyerek millileştiriyor.
Sonra 1930’lu yıllarda başlattığı üretim ve kalkınma hamlesi ile uçak bile üretebilecek bir altyapı oluşturuyor.
Öldüğünde cenazesine, dize getirdiği o günün muktedir ülkelerinin temsilcilerinin bile katıldığı bir adam, 100 yıl sonra çakma şeyhlerin, kurduğu Diyanet İşleri’nin başındaki zata, ya da ilkokul diploması bile olmayan, sermayesi sakal ve şalvar olanlara malzeme edilecek öylemi?
Hadi oradan papucumun softaları..
Bakın, Gazi Mustafa Kemal’e yönelik kini, nefreti yıllarca içinde taşıyanların Atatürk’ü niye sevmediklerini anlatayım.
Selçuklunun ve Osmanlı’nın sonunu hazırlayan Tekke, Zaviye, Tarikat, Cemaatleri kapatarak başlıyor Türkiye Cumhuriyeti’ni inşa etmeye.
Anayasaya koyduğu laiklik ilkesi ile din ve devlet işlerini birbirinden ayırıyor.
Kendi cebinden parasını vererek Yüce Kitabın tefsirini yaptırıyor.
Fransızların, İngilizlerin, Osmanlı döneminde açtıkları ve misyonerlik yaptıkları belirlenen okulları bir gecede kapatıyor.
Anayasaya, yabancıların Türkiye’de ne kadar mal alabileceklerini, ne kadar yabancı bulunabileceğini düzenleyen hükümler koyduruyor.
Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurarak, İslamın aydınlığının ülkeye yayılmasına zemin hazırlıyor.
O günün kıt imkanları ile yurtdışındaki eğitim kurumlarına çocuklar göndertiyor ve iyi bir eğitim almalarını sağlayarak, dünyada parmakla gösterilecek bilim adamları yetişmesini temin ediyor.
Açılan eğitim kurumlarında, ‘Fikri hür, Vicdanı hür, İrfanı hür’ nesiller yetişmesine zemin hazırlıyor.
Bu gün gelişmiş bir çok ülkede, Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Köy Enstitülerinin benzeri bir eğitim programı izlendiğini biliyor musunuz?
Zira bir askeri deha olmasının yanı sıra, dünyayı bilen, bir çok ülke lideri ile onun dilinde sohbet edebilen bir kültüre sahipti Atatürk.
Türkçe okuma-yazma oranın yüzde 2’lerde olduğu bir dönemde Türkçe dışında Arapça, Almanca, Fransızca, Farsça, Bulgarca, İngilizce ve Rusça dillerini konuşabilen, o günün kısıtlı şartlarında ve kısacık ömründe 4 bin dolayında kitap okumuş bir liderden bahsediyorum.
Sadece o kadar mı?
Nutuk (1927) , Geometri (1937) , Güneş-Dil Teorisi, Zabit ve Kumandan ile hasbihal , Cumalı Ordugahı, Anafartalar Muharebatına Ait Tarihçe, Sivas Kongresi Günleri, Arı Burnu Muharebeleri Raporu, Hatıra Notları 1916, Belgelerle Bursa Nutku, Bağımsızlık Benim Karakterimdir, Eskişehir-İzmit Konuşmaları isimli kitapların da yazarıdır Mustafa Kemal.
Şimdi soru şu;
Öldüğünde çocuklarına 55 milyar liralık bir servet bırakan, mirasçıları İngiliz mahkemelerinde birbiri ile mücadele eden sözde şeyh mi, öldüğünde tüm mal varlığını bu Aziz Millete bırakan Atatürk mü?
Lozan’da Türkiye Cumhuriyeti’nin tapu senedini dünyaya kabul ve tescil ettiren İsmet İnönü mü, “İsmet İnönü asker kaçağıydı” diyebilecek kadar yalancı, zübük siyasetçiler mi?
Eşi ve kendisine Hac Farizesi için biriktirdiği ziyneti mendile sarıp getirip o zor günlerde Atatürk’ün özel kalemine bağışlayan, ilk Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Rıfat Börekçi mi, Zırhlı Mercedes ile gelip Cami minberinden Atatürk’e küfreden, emekliliği için İngiltere'den malikane satın alan dünün Diyanet İşleri Başkanı mı?
Türk Kadınına seçme ve seçilme hakkı sağlayan, Medeni Kanun ile kadını ve erkeği eşit kılan Genç Cumhuriyetin yöneticileri mi, ‘Kadının okuması zinhar haramdır’ diyen, eğitimde kız çocukları için ayrı okullar açılması gerekir’ diyen bu günün Milli Eğitim Bakanı mı?
Yazlık Köşkü’nü etkilediği için bir ağacın kesileceğini öğrenince karşı çıkan ve ağacı kesmek yerine köşkün kaydırılmasını sağlayan, 100 yıldır ucundan, kıyısından tırtıklandığı halde hala bitirilemeyen Atatürk Orman Çiftliğini kurup bu millete hediye eden Atatürk mü, Akbelen’deki Orman Yağmasına karşı duranları terörist olarak niteleyen ülkenin en milliyetçi partisinin lideri mi?
“Toplumun en büyük düşmanı cehalet, Cehaletin en büyük düşmanı öğretmendir” diyen bir lider mi, Öğretmeni atanamayan, sözleşmeli, geçici, başöğretmen gibi sınıflara ayıran ve açlığa mahkum eden bu günün muktedirleri mi?
Tercih sizin..