Ya da biraz daha genişletelim, başlıktaki tanımı.
Necip Fazıl’ın ‘Sakarya’ Şiirinde olduğu gibi, “Öz yurdunda garip, öz vatanında parya!” gibi yaşamak.
Gelin bu Pazartesi bu meseleye kafa yoralım.
Soru şu, yurttaşı olduğun bu güzel ülkede ‘Öz’ müsün, ‘Öteki’ mi?
Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘Efendiler’ dediklerinden misin, son çeyrek asırda fertlikten kovulan, fakirleştirilen ve kullaştırılanlardan mısın?
Çok basit bu ölçümü yapmak.
Sağlığından başlayalım;
Güzel Ülkemin her şeyi, eğer çıkıp da “Artık her hastaneye gidip tedavi olacak, her eczaneden sıra beklemeden ilacınızı alacaksınız” dediğinin 10. yılında özel hastanelerin önünden bile geçemiyor, kamu hastanesinden randevu almak için de araya adam koymaya başladı isen, gözün aydın artık ötekisin.
Okul çağına gelmiş çocuğunu sağlıklı bir eğitim alabilmesi için okula götürüyor ve çocuğuna İmam-Hatip ya da Mesem dışında seçenek bırakılmadı ise, gönderildiğin okulun tabelasında “Hayırsever ….. İmam-Hatip Lisesi” yazdığı halde, o hayırseverin yedi sülalesi, torunu, torbası, ya da okulu yaptırma çn oluşturulan derneğin yöneticilerinin çocukları kolejlerde eğitim görüyorsa, Okulun Müdür Odasında yok yokken, çocuğunun okuyacağı sınıfı pislik, lavabolarını kir götürüyorsa, MESEM denilen sözde eğitim kurumunda çocuğun sadece haftada bir gün öğrenci, kalan günlerde de Torna Tezgahında işçilik yapacaksa, gönlün rahat olsun, yine ötekisin.
Boşuna heyecanlanma, birazdan açıklanacak yıllık uydurma enflasyonun tam yarısı kadar maaşın artacak. Ama ev sahibi şimdiden sana yüzde 30’larda bir zam, fırıncı yüzde 35’in üzerinde yeni yıl zammını dayatacaksa ve sen hala “Yahu 20-25 yıl önce benim maaşım tam 8 çeyrek altın ediyordu, şimdi 2 çeyrek bile etmiyor” diyecek idrakten yoksunsan, hem öteki hem de kusura bakma ama katmerli cahilsin.
Eğer birilerinin müdavimi oldukları sıradan bir lokantada haftada bir gün de olsa, eşin-çocukların ile bir akşam yemeği yiyemiyorsan, dostlarınla ara sıra buluştuğun sıradan bir cay evine, çay parasını düşünerek artık uğramıyorsan, emekli biri olarak kirada olduğun konutu boşalttı ve oğlunun ya da kızının yanına sığınmak zorunda kaldı isen, ya da kent varoşlarında geceliği 200 lira olan bir otel odasında tanımadığın insanlarla aynı odayı paylaşıyorsan ve buna rağmen hala, “Daha beteri var, halimize şükür” diyorsan, o zaman sana cahil demek bile hafif kalır, geri zekalısın.
Ya da, ölümü beklediğin 200 liralık odadan veya sığıntı gibi yaşadığın oğlunun, kızının evinden sabah sokağa çıktığında sana uzatılan mikrofona, “Baksana caddeler araçtan geçilmiyor, AVM’ler tıklım tıklım, her gencin cebinde 100 bin liralık telefon var” gibi saçmalıklar sıralıyor, ardından belediyelerin açtığı çay ve çorba standında sıraya giriyorsan, o zaman da hem cahil, hem küstah hem de zeka özürlüsün.
Devam edeyim isterseniz.
Bu ülkenin her şeyinin iktidarının ilk yıllarında yaptığı, ‘En az 3 çocuk’ talimatına uyarak yaptığın üç çocuğu, varını yoğunu satarak okutmayı başardı isen, ama üç çocuğunun üçü de bu gün işsiz geziyorsa, sen de onların çaresizliğine rağmen kör inancından, şartlanmışlığından vazgeçmiyor ve o çocuklarının bedduasını alıyorsan günün her saati, o zaman da kusura bakma ama ahlaksızın da, adinin de önde gidenisin.
Bak birader, hala içine düştüğün ekonomik ve sosyal çıkmazda debelenmekte ısrar ediyorsan, sana çeyrek asırda, bu iktidarın ülkeyi senin oylarınla nereden nereye getirdiğini göstereyim.
2025 verilerine göre, güzel ülkem yoksullukta Avrupa birincisi, işsizlikte Avrupa birincisi, gelir adaletsizliğinde Avrupa birincisi, vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisi, Gıda enflasyonunda neredeyse Dünya birincisi, yüksek faizde Avrupa birincisi, genel adaletsizlikte Avrupa birincisi, eğitimde Avrupa sonuncusu, Sağlıkta Avrupa sonuncusu oldu güzel ülkem.
Bu değerler kendiliğinden oluşmadı sevgili kardeşim.
Sen gibi ‘Öteki’ olanların burnunun ucunu görmeden güçlünün yanında gözükme, onları sormadan sorgulamadan sırtında taşıma cahilliğinin ve zayıflığının bir sonucudur.
Eserinle ne kadar övünsen hakkındır.
Daha beter ol diyeceğim demesine de, yanında biz de yanıyoruz, yanında biz de batıyor ve bitiyoruz.
Zira, yattığın bu gaflet, dalalet ve hatta hıyanet uykusundan seni uyandırmaya çalışanların sözlerini bile dinlemiyor, gözünü açıp kapatana kadar AHaber izliyorsun anladık.
Yahu hiç mi sokağa çıkmıyor, pazara gitmiyorsun.
Tamam onu da yapmıyorsun anladık.
O Çocuklarının annesinin toparladığı kuru katık sofrasına oturduğunda, çocuklarına da mı sormuyorsun, ‘Haliniz nicedir, neden bana bu kadar öfkeli gözlerle bakıyorsunuz’ diye.