Yılın son günü..
Yarına, dair umutlarımızı bile yok eden bir yönetim anlayışı var iktidarda.
Yaşadığımız karamsarlıklar o kadar büyük ki, umut ışıklarını gölgede bırakıyor.
Zira, toplum olarak büyük bir kirin, kazınamayacak kadar sertleşmiş fanatizm kabuğunun içerisinde sıkıştık kaldık.
Kabuk sertleştikçe bizi nefessiz bırakmaya devam ediyor.
Umutlar karamsarlığa, özgüven umutsuzluğa, gelecek beklentisi hayal kırıklığına dönüştü..
Futbol maçında gol atanın alevi mi Sünni mi olduğunu tartışıyoruz.
Bir terör eylemi sonrası ölenler için saygı duruşu çağrısında ölenin, ölenlerin kim olduğunu sorguluyoruz.
Eli kanlı katiller sürüsü gelip Yalova'da polislerimizi şehit ediyor, yaralıyor, ama örgütlerinin isimlerini bile söyleyemiyor bizim yayın kurumları.
Neymiş efendim isimlerinin içinde İslam kelimesi geçiyormuş.
Başka ulusların, başka toplumların acısına gülüyor, mutluluğuna kinleniyoruz.
Cenaze haberi aldığımızda, bizden mi sorusunu sormaya başladık.
Ülkemin neredeyse tamamında, ilkel toplumları aratmayacak görüntüler yaşanıyor ama biz kendi hengamemizden başımızı kaldırıp 'Ne oluyor kardeşim?' sorusunu soramıyoruz.
Herkesin yöneticisi olması gerekenler, herkesin bir bölümüne, TV kanallarından, kürsülerden her gün küfürler savuruyor.
Türkiye'ye dışarıdan bakanların gözlerindeki acıma hissi yüreklerimizi yaralıyor.
Zira bizim göremediklerimiz, duyamadıklarımız BBC, El cezire gibi kanallarda flaş görüntülerle yayılıyor dünyaya.
Dostumuz kalmadı neredeyse yerkürede.
Ekonomide yeraltı kaynakları sayesinde gelişmiş ama insani hiç bir değeri bulunmayan bazı kabile devletleri milli varlıklarımızı kapıştı, şimdi toplumsal değerlerimizi yasaklamaya, yasaklatmaya çalışıyorlar.
Düne kadar Türkiye ekonomisine gıptayla bakan Bulgaristan, Gürcistan, İran gibi ülkelerin bit pazarı haline geldik.
Eti, düşman bellediğimiz Yunanistan'dan, Türkiye'dekinin 3'te biri fiyata alıp getiriyoruz artık.
Paramız, Dolar karşısında Uganda Parası kadar etmiyor.
Dış Politikada, Rusya ve ABD'nin talimatlarının dışına çıkamaz hale geldik.
İçerde yaşananlara bakıyoruz, yüreğimiz daha da burkuluyor.
Yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen, başarılı olduğunu iddia eden bir yönetim anlayışı var tepemizde.
Her gün ekonomide yeni bir şey deneniyor, ağır faturası ise bu millete ödettiriliyor.
Turizmimiz otel sahibine, ekonomimiz oto galericisinin oğluna, sağlığımız hastaneler zinciri sahibine, eğitimimiz özel eğitim kurumu sahibine, tüm kamu kurumlarımız ise babasının oğlunun vakıflarına emanet edildi.
Kamuda ehliyet, liyakat, eğitim aranmıyor artık. Hamili kart yeterli kabul ediliyor.
Bankalarımız, hesap açtıranlara ‘İcazet Belgesi’ veriyor artık.
Güvenliğimiz, hakkında her gün Mafyanın onlarca iddia dile getirdiği bir adamın iki dudağı arasındaydı yıllarca ve o da yaptıklarını kendilerine Allah’ın yaptırdığını söyleyerek suçu Yaradan’a yüklemekte beis görmüyordu.
Şimdiki farklı mı derseniz, gelen gideni aratır derim size.
Sadece bir iki örnek vereyim, yılın son gününde;
Dünya ülkeleri arasında eğitim sıralamasında sonlardayız.
Basın Özgürlüğünde Uganda'nın gerisindeyiz.
OECD Yaşam Standardı endeksinde son ondayız.
Demokratik değerlerin uygulanmasında sonuncuyuz.
Ülkemizin milli gelirinin yüzde 75’ini nüfusun yüzde 1'i kullanıyor.
99'a ise 'Halinize şükredin' nasihatlerinde bulunmak üzere onlarca TV kanalı yayın yapıyor.
Paramızın pul edildiği ve bunun bile başarı ambalajına sarmalanarak bize kabul ettirilmeye çalışıldığı bir dönem yani.
En kritik görevlere getirilen insanların, kanun, tüzük, yönetmelik tanımadığı, söylemleri ile moralimizi biraz daha bozduğu, umutsuzluğumuzu artırdığı günlerden geçiyoruz..
Literatürümüze 'Çalıyor ama çalışıyor' gibi ahlaki olmayan kavramlar yerleşti son 22 yılda.
Öyle ses kayıtları izledik ki, 'Lanet olsun' sözü sık sık döküldü dilimizden.
Öyle belgeler yayınlandı ki, ‘Bu kadarı olmaz” dedirtecek cinsten.
Ama hepsi yargının kalın duvarlarına çarptı, hiçbiri hakkında işlem yapılmadı.
Zira Yüce Yargı'nın bir kolu artık işi gücü bıraktı, Sayın Cumhurbaşkanına gelecek seçimlerde rakip olacakları kirletmekle zaman harcıyor.
Dedim ya dostlar, son 24 yıl belleklerimiz o kadar çok çirkinlikle, yolsuzlukla, kayırmayla yüklendi ki, artık taşıyamıyoruz.
Mesela, ülkede 7 mütevazi apartman dairesi satın alabileceğiniz kadar para eden rüşvet saatini koluna takıp meclis kürsüsünde höyküren adamlarla tanıştık.
Mesela, uluslararası dolandırıcılığı tescilli bir adamın, bakan tarafından bakanlığa çağrıldığını, ikinci gün yurtdışına kaçtığını ama kaçmadan mal varlıklarını nakde çevirdiğine tanık olduk.
Mesela, yıllardır yaptıklarının cezasını çeken Mafya atıklarının özel düzenlemelerle tahliye edildiğini, tahliye edildikten sonra bir yerlere el öpmeye gittiklerini izledik, buruk ve huzursuz bir şekilde.
Haksızlığa, hırsızlığa sessiz kalan dilsiz şeytandır hadisine rağmen yaşananları, 'koltuk gider' kaygısıyla izleyen bir yargı, bir meclis ekseriyetinin çaresizliğini seyrettik yıllarca ekranlarda.
Keyfe Keder yasaların, konuya göre yasal düzenlemelerin yapıldığı, torba yasalarla demokrasinin iğdiş eğilmeye çalışıldığına tanık olduk.
Devlet İhale Kanununu 200’ün üzerinde kez değiştiren bir meclisimiz, bakanlıklarımız var.
Fikir özgürlüğü, Cumhuriyet ve Demokrasi diyenleri, teröristlerle aynı sınıfa dahil ederken utanmayan, yüzü kızarmayan insanlar var tepemizde.
Hepsinden önemlisi, sınırlarımızın yol geçen hanına çevrildiği süreci yaşadığımız, devlet hakimiyetinin yok olduğu, Suriyelilerin, Afganların, ülkenin her karış toprağına dağıldıklarını üzülerek izledik, izlemeye devam ediyoruz.
Yalova'da polislerimizi katledenleri tanımlayan bakan, 'Türk Vatandaşı' sözünü açıklamanın ilk cümlesine yerleştiriyor.
Daha da acı olanı nedir biliyor musunuz?
Demokrasi Tarihimize ‘Kumpas Davaları’ olarak geçen ve Türk Silahlı Kuvvetlerini, Kamu Kurumlarındaki nitelikli yöneticileri, ‘Gizli Tanık’ yalanı ile mahkum eden Fetö’nün yargısını hatırlıyorsunuz değil mi?
Şimdi o yargı mensuplarının izlediği ‘Gizli Tanık’ yalanları ile seçilmiş belediye başkanları, dürüst ve namuslu insanlar, tarihe tanıklık eden gazeteciler mağdur ediliyor, cezaevlerinde süründürülüyor.
Anayasa Mahkemesi kararlarına kafa tutan bir yargı erkine sahibiz.
Yani değişen bir şey yok güzel ülkemde dostlar.
Artık gelinen noktada, saate bakar gibi, liramızın ne kadar değer kaybettiğini dakika dakika izlediğimiz günler yaşıyoruz.
Yani, son 24 yıldır dediğimiz, yazdığımız gibi.
2026'da, 2025'i aratacağının ipuçlarını şimdiden veriyor.
Ama yine de adettendir;
2026'nın size huzur, size Cumhuriyet soslu Demokrasi, size sorumlu yöneticiler, size mutluluk ve pul olmayan paralar getirmesini diliyor, Yeni Yılınızı kutluyorum.