Kurulduğu günden bu yana izlerim iktidar partisini, partideki gelişmeleri, yükselişini ve tükenişini..

Yani, kuruluş ve oluşum günlerinden itibaren..

İlk kez bu kadar çaresiz hale geldiklerine tanık oluyorum.

Mesela ilk seçimlerde, ‘Yoksulluk, yolsuzluk ve yasaklardı ellerindeki malzeme.

Misliyle yaşattılar, yaşatıyorlar yoksulluğu, yolsuzluğu ve yasakları bize.

Sonrasında, ‘Bakın ekonomiyi ayağa kaldırdık’la geldiler iktidara.

Ardından, açılım edebiyatı iyi tutmuştu. Ama Milleti de sınıflandırmaya başlamışlardı. Kürt açılımı, Roman açılımı, Çerkes açılımı gibi donelerle..

Ardından ‘Analar ağlamasın’ dediler iktidar oldular ama, ondan sonrasında hepimizin anasını ağlattılar.

Zira, ‘Analar ağlamasın’ döneminde, ihanet şebekeleri kentleri bombalarla donatmış ve patlatmaya başlamıştı.

Olsun, maksat seçim kazanmaksa bunu da kullandılar. 2015 yılında, Haziran yenilgisini, terörü kullanarak Kasım zaferine dönüştürmeyi başardılar.

15 Temmuz İhanet Kalkışması can simidi gibi yetişti.

Hayalini kurdukları tek adam rejimi için adımlarını sıklaştırdılar, ‘Demokrasi’ diye diye, demokrasinin tepesine tüy diktiler.

Bu süre zarfında, AKP’yi AKP yapan, ancak kuruluş felsefesine sadık kalanlar da tek tek dışlandı, temizlendi partiden.

Partiyi merkez sağa solculara, ikinci cumhuriyetçi soytarılara hatta Perinçek gibi sahte sosyalistlere açtılar.

Önce küçük partilerin liderlerini tek tek kadroya alıp onlara yüksek mevkilerde görünmez görevler verdiler. Numan Kurtuluş, Yalçın Topçu, Mustafa Destici, Doğu Perinçek ve partisinin tapusunu bile AKP'ye devreden Devlet Bahçeli örneğinde olduğu gibi.

Sonra Radikallere yöneldiler, Hizbullah'ın temsilcileri var artık Meclisimizde.

Bu Hizbullah kalıntıları, kendilerine en muhalif isim, MHP Lideri ve partisi ile söz bile kestiler, el ele tutuşup pozlar verdiler.

Bununla da kalmadı, MHP Lideri Apo'yu meclise konuşma yapmaya çağırdı, hasta yatağından level atlayarak PKK'yı kongresini toplaması için Malazgirt'e davet etti.

Ama bilmedikleri bir şey vardı.

Bu millet, olanı biteni çok yakından izliyordu.

Türk Milleti, dününü inkar eden bu yapıya bir uyarı vermenin zamanının geldiğini görmeye başlamıştı.

Böylesi bir atmosferde geldiğimiz 2018’de iktidar ve yamağı için işler iyi gitmedi.

Hatırlayın 8 yıl öncesini.

Mutfaktaki tencere kaynamaz hale geldi iktidarın uygulamaları yüzünden.

Paramız kızgın tavaya atılmış yağ gibi eriyip duruyordu.

Yeni bir düşman gerekiyordu, kitleleri coşturacak.

Beka dediler, vatandaş dudak büktü.

Beka meselesine kendi partililerini bile inandıramadılar.

Sayın Cumhurbaşkanı İsrail üzerinden Netanyahu’ya yüklendi. Ama kitlelerden umduğu coşkuyu göremedi.

Bu kez de Yeni Zelanda’da yaşanan ve Milletin tüylerini diken diken eden, o yüzden de hiçbir ülkenin TV Kanallarında bile yayınlanmayan görüntüleri miting meydanlarına taşıdılar.

Ama ters tepti.

Hem yurtiçinde, hem de uluslar arası arenada terörün reklamı yapılıyor yaklaşımı ile karşılandı.

Ardından Suriye geldi, Sanki Esed'i bunlar devirmiş gibi davrandılar.

Emevi Camiine koşup namaza durdular, hatta halılarını bile dokutup götürüp elleriyle serdiler.

Ama nedense bunlar bile ilgi görmedi, çünkü milletin kahır ekseriyeti açlık çizgisinde yaşıyor, evinin kirasına bile aldığı maaş yetmiyordu.

Sevgili dostlar, Sadece bu kadar mı?

Her sabah bir kentte Fetö Operasyonu yapıldı.

Askeri, polisi, savcıyı, hakimi, öğretmeni, ev hanımını bile buldu Devlet-i Ali’miz.

Ama bir türlü Fetö’nün siyasi ayağına ulaşılamadı.

2018'den 5 yıl sonra 2023'te Meral Akşener'in zikzakları olmasaydı, bu gün iktidarda farklı bir yapı olacaktı. Buna rağmen seçimleri kıl payı kotardılar.

2019'da ise önemli büyük kentleri kaybetti, iktidar ve yamağı.

Hatırlayın 5 yıl öncesini.

Mansur Yavaş’a Sahte Senet suçlaması getirildi, tepki gördü.

Kılıçdaroğlu’na, yeni tazminat davaları resti çekildi, aynı sertlikte karşılık buldu.

‘CE HA PE, İP, PKK, FETÖ, SP bu seçimde ittifak halindedir’ dendi, vatandaş “Allah’tan korkun’ diyerek tabansız iddiayı reddetti.

CHP Kazanırsa elektrik faturalarınızı PKK militanları evinize getirecek dendi, vatandaş hadi canım sende diyerek itibar etmedi.

Mehmet Özhaseki'nin saygın işadamı diye takdim ettiği adam çocuk pornocusu çıktı, hatırladınız mı?

Geride bıraktığımız 8 yılda Ankara ve İstanbul başta olmak üzere, CHP'li Belediyeler, hizmette destan yazdı.

Tek bir örnek vereyim, Kayseri'deki emekli lokantanın önünden bile geçemezken İstanbul'daki emekli 50 liraya 3 çeşit yemeğe kaşık sallıyor.

Kayseri'deki emekli Kasaptan kaçarken Ankara'daki emeklinin hesabına her ay bir kilo et parası yatıyor.

Ve bir yıl önce;

İktidar Partisi "Hiç değilse İstanbul'u geri alalım" diye tüm imkanlarını, tüm gücünü buraya seferber etti.

Zira bu kentte Arap sermayesine verilmiş bir söz ve taahhüt var.

İstanbul'u kanalla ortadan yararak, Boğazla yeni kanal arasında Araplar için bir Dubai inşa etmek.

O nedenle Ekrem İmamoğlu'na karşı, Recep Tayyip Erdoğan, Bütün Bakanları, meclisteki vekilleri, Üst Düzey Bürokrasi ve hemşehri dernekleri ittifakla çalışıp, birer Murat Kurum edasıyla seçmen avına çıktılar ama sonuç yine onlar için fiyasko, millet için zafer ile geldi.

Yani diyeceğim dostlar, iktidar geride bıraktığımız seçimlerde ikinci sarı kartı gördü Türkiye genelinde.

CHP'nin, hatta Yeniden Refah Partisi ve diğer partilerin seçim kazandıkları bir çok vilayette seçmen kırmızı kartı çıkarınca milletvekili, belediye başkanı pazarları kuruldu.

Sandıkta kazanamadıklarını transfer yoluyla telafi etmeye çalıştılar, o da tutmadı, o da yetmedi.

Sonrasını zaten biliyorsunuz.

İftiracı toplamaya başladılar, adı kentiyle özdeşleşmiş başkanları sudan sebeplerle İstanbul'a, oradan Silivri'ye doldurdular.

Daha sonrasını da biliyorsunuz, ortaya saçılan tapuların doğruluğunu araştırmak yerine Devlet-i Ali'miz sızdırdığından şüphelendiklerini toplamaya başladı, tapu müdürlüklerinden.

Kayseri'de son 2,5 yıldır durum nedir diyecek olur iseniz.

Kayseri seçmeni yıllardır 'İktidar çalgı, sen çengi, ayak uydurmaya bak' anlayışıyla hareket ettiği için AKP adayları çok rahattı.

Ama o da ne, 2024'te Kayseri'de iktidar partisinin oy kaybı tam yüzde 22,5.

Enteresan olanı nedir biliyor musunuz, bu büyük erimeye rağmen il yönetiminden belediye başkanlarına hiç kimse bu hazin oy kaybını üzerine almadı.

Pınarbaşı'nda bir İstanbul Senaryosu sergilendi, seçmen itibar etmedi. Dediğini ikinci kez sandıkta tescil ettirdi.

Oysa biz son iki seçimde de uyardık, dedik ki;

"Ev kadını isyanda tencere kaynatamadığı için, emekli isyanda aldığı maaş ev kirasına bile yetmediği için, işsiz isyanda hamili kartlıların mülakat ucubesi ile fırsat eşitliğini yok etmelerinden dolayı, esnaf isyanda kazandığının tamamı kiraya gittiği için" diye.

Buna karşılık her devrin adayları, 'Hazırız', 'Teknolojik Belediyecilik', 'Vatansever Belediyecilik' gibi içi boş söylemlerle seçim çalışması yapar gibi göründüler, reisin getireceği oylara güvendiler.

2023 ve 2024 seçimlerini geride bırakalı çok olmadı.

Ama bu süre zarfında bu millet gördü ki, kaderini vereceği oylarıyla değiştirme imkanı varmış.

Yerel yönetimlere, "Ankara'da. İstanbul'da verilen hizmetin aynısını istiyoruz" demeye başladı.

İktidarın 2023 için verdiği hedeflerin tam tersini yaptığını gördü ve kavradı.

Boş tencere ve boş mide gerçeğini iliklerine kadar hissetti.

Çocuğunun karanlık geleceğini, torununa karşı mahcubiyetini yaşayarak gördü.

İktidar ve türevlerinin intikam alırcasına bu milletin sırtına indirmeye başladığı sopalar, bu milletin kahır ekseriyetinin korku duvarlarını yıkmasına yol açtı.

İşte Kayseri gibi Konya gibi AKP'nin kalelerinde bile toplum katmanlarının sel olup sokağa akmasının temelinde yatan gerçek budur.

İktidar Partisi, tam 24 yıl önce yaşattığı görkemli doğuşun ve büyümenin, çeyrek asır sonra tam tersini yaşıyor.

Oysa diyorlardı ki, "Biz gelirken bu ülkede kanun ve Devlet yapısı anayasal bir çizgideydi. Şimdi kanun bizden yana, devlet yapılanmasının çizgisini de değiştirip, Anayasayı bize uygun esnek bir noktaya getirdik, kendimizi Devlet haline getirdik. Bu saatten sonra bize karşı çıkmak, Devlete karşı çıkmaktır. Bunu da kimse göze alamaz. Yani bundan sonra bizi eleştirmek suç, karşı çıkmak ihanettir"

Efendiler, efendiler göremediğiniz acı gerçeği bu millet size miting alanlarından, sokaktan hatırlattı, haftada iki kez hatırlamaya devam ediyor.

Ama siz hala devlet sopası ile eski görkemli, şaşaalı günleri yeniden getireceğinizi umuyor ve sanıyorsunuz.

Çeyrek asır geriye gidin.

Vadettiklerinizin, taahhüt ettiklerinizin bir tanesini, evet tek bir tanesini yerine getirdiğinizi bize gösterin, biz de sizi son kez de olsa anlamaya çalışalım.

Ama siz, bu Aziz Milletin olmazsa olmazlarını da yok etmeye soyundunuz, 1920'lerin, 1930'ların yeni filizlenen Türkiye Cumhuriyeti'ni bu günün şartları ile yarıştırmaya, kıyaslamaya kalkıştınız.

Atatürk ilke ve devrimleri Türk Milletinin olmazsa olmazlarıdır.

Bu devrimler dizisinin içinde yer alan Demokrasi, Cumhuriyet, kişi hak ve hürriyetleri ise kırmızı çizgileridir.

Siz bu değerleri hiçe saydınız, sayıyorsunuz.

Kam bir yıl önce, Ekrem İmamoğlu'nu tutuklyarak, mimarı olduğunuz enkaza kafa tutan göstericilerden 20'si çocuk 447 kişinin gözaltına alındığı 177 kişinin tutuklandığı bilgisi yansımıştı ekranlara.

Bunlar suçlu değildir.

'Sizin koltuk değneği ile ayakta durur hale getirdiğiniz Anayasa ve Hukuk onların içinden vandalları, küfürbazları ayıtlar ve sonra da suçu siz karşı alana çıkmak olanları bizim aramıza yeniden gönderir dedik', öyle de oldu. Hepsi berat etti davalarından.

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, gerçek yüzü ortaya çıkana dek, kahraman sanılan ama bu gün lanetle anılan insanlarla doludur.

Milletine dayatmada bulunarak kahraman kabul ettirilenlerin ömrü koltukta kaldıkları süreyle sınırlıdır.

Onları kahraman olarak topluma dayatanların ömrü de dayattıklarının iktidarının ömrü kadardır.