Her 24 Kasım’da, klavyenin başına geçtiğimde kendimi Kompozisyon Sınavı’ndaymış gibi hissederim.
Zordur öğretmeni yazmak.
Zira, bembeyaz bir tuvale Dünyanın en güzel resmini çizmek gibidir öğretmenlik.
Bir değil binlerce çocuğun, gencin geleceğine yön vermektir.
Bana göre en kutsal meslektir.
İlkokuldaki idolümüz, Ortaokulda ilk hayranlık beslediğimiz, lisedeki ilk aşkımız..
Yeri geldiğinde bir anne-baba, yeri geldiğinde psikoloğumuz, rehberimiz, hepsinden önemlisi de idolümüz.
Bize okumayı, yazmayı, konuşmayı, düşünmeyi, yorumlamayı öğreten bir rehber.
Yıllar sonra bile karşılaştığımızda, tereddüt etmeden önünde düğme iliklediğimiz.
Ama maalesef son yıllarda, her alanda yaşanan kalite erozyonu en çok da bu mesleğin genetiğini bozdu.
Öğretmen olmak hayali ile edebiyat okumuş, matematik okumuş, yabancı dil alanında kendini yetiştirmiş, meslek lisesinde öğretmen olabilmek adına eğitim almış on binlerce işsiz geziyor aramızda.
Zira artık iyi bir akademik formasyon yetmiyor öğretmen olabilmek için.
Önünüze konulan sınav engellerini aşmak bile yeterli değil.
Nihai çizgiye konulan ‘Mülakat engeli’ onların hayal kırıklığı oluyor.
Hepsini aştınız diyelim, iyi bir eğitim kurumunda görev almanız için bu sefer de sendikal tercihinize bakılıyor.
Dedim ya, zordur öğretmeni yazmak, ama daha zordur öğretmen olmak.
Anayasamız, Sosyal Devlet İlkesi gereği iki alandaki hizmeti ücretsiz ve ulaşılabilir kıldı.
Bunlardan biri eğitim, diğeri ise sağlıktı.
Maalesef artık sağlık ve eğitim paralı hale geldi, getirildi.
Oluşturulan yeni sistemde öğretmene daha az ücret ödenebilmesinin yolu da açıldı, bu gün asgari ücret kadar maaş alamayan çok sayıda öğretmen var aramızda.
Öğretmenlerimizin yüzde 85’inin kredi kartı borcu, yüzde 80'inin ise bankalara borcu var.
Öğretmenlerimizin hala yüzde 25.2’si sendikaya üye olup olmama konusunda kararsız. Kalan bölüm ise, siyasal etiketlerle donatılan 3 ayrı konfederasyon arasında paylaştırılmış. Kimi iktidarı tutuyor, kimi MHP’ye yakın, diğeri sol düşünceye yakın.
Oysa öğretmen sendikası, işçi sendikası gibi kurumların önceliği, temsil ettikleri kitlenin, ekonomik ve sosyal haklarını korumaktır. Ama kapitalizm her alanda milleti üçe böldüğü gibi bu alanda da Sarı Sendikacılığı hayata geçirerek öğretmenlerimizi üçe-beşe bölmeyi başardı.
Sadece o kadar ile kalsa iyi.
Değerler eğitimi adı altında, hayali Şeriat Düzenini yeniden inşa etmek olan yapılarla oturup sözleşmeler imzalandı, o yapıların provokatörleri her gün çocukları zehirlemeye başladı.
Okullarımız, uyuşturucu çetelerinin, torbacıların öncelikli hedefi haline geldi.
Eğitimli olmak, kültürü ile örnek olmak artık okullarda yönetici olmak için yeterli bir yol değil. Kurucu değerlere ne kadar iyi küfrederseniz, yükselmeniz o kadar kolay oluyor eğitimde.
Bakınız, kendileri ile görüşülen öğretmenlerin yüzde 51’i ailesinin beslenmesini tam olarak sağlayamadığından yakınıyor.
Zira bu gün İstanbul merkezindeki bir okulda öğretmenlik yapan birinin ya çok yüksek kira ödemeyi, ya da evi ile okulu arasında en az 3 araç değiştirmeyi göze alması gerekiyor.
Yine araştırmaya katılan öğretmenlerin yüzde 70'i ailesinin giyinme ihtiyacını tam olarak karşılayamadığından yakınıyor.
Yüzde 90'ı günlük gazeteleri ve mesleki yayınları takip edememekten yana dertli.
Daha da ilginci nedir biliyor musunuz?
Öğretmenlerin yüzde 95'i, son yıllarda öğretmenlik mesleğinin itibarının büyük ölçüde azaldığı görüşünde.
Azalmıyor aslında, bilinçli şekilde azaltılıyor.
Zira, sözleşmelisi var, kadrolusu var, ücretlisi var, özel okul öğretmeni var ve bir de bunların üzerine, iktidar eliyle 2 yeni sınıf oluşturuldu.
Uzman öğretmenlik, Baş Öğretmenlik.
Bu ülkenin bir tek başöğretmeni vardır.
Adı Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Türkiye Büyük Millet Meclisi ilk kurulduğu yıllarda, milletvekillerine ne kadar maaş verileceği sorulan Gazi Mustafa Kemal Atatürk, “Öğretmen maaşı kadar bir ücret belirleyin” diyor.
Oysa bu gün, ayda 25 bin liralık telefon görüşmesi yaparak Meclis Bütçesinden ödeten milletvekillerimiz, Çocuğunun bslenmesini sağlayamayan öğretmenlerimiz var.
Bu gün aldıkları maaş bordrosundaki rakamların öğretmen bordrosundaki rakama 10 basan milletvekili profilimiz var.
Bu gün atanamayan on binlerce öğretmenimiz var.
Bu gün gençliğimizin, hem de eğitimli gençliğimizin neredeyse yüzde 80’i geleceğini Türkiye dışında kurmayı hayal eder hale geldi.
Oysa, bizim inancımızda, “Bana bir harf öğretenin bin yıl kölesi olurum” anlayışı vardır.
Bizi yetiştiren, hayata hazırlayan, öğretmenlerimizin 24 Kasım’da yaşadıklarının uzaktan da olsa bir fotoğrafını çekmeye gayret ettim.
Unutulmasın, bu ülkenin çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmasının yolu, kaliteli ve iyi eğitimli bir gençlikten geçer.
İyi eğitimli gençliğin yetişmesinin yolu da öğretmenlerden geçer.
Mesleki yayınları bile alamayacak bir ekonomik boyunduruk altındaki öğretmenin, geleceğin yönetenlerine ne verebileceğinin takdirini ise sizlere bırakıyor, elleri öpülesi öğretmenlerimizin gününü gönülden kutluyorum.