Farkında mısınız?
Ekonomiyi ağır ağır ölüme terk ettiler..
Yüksek Enflasyon.
Yüksek Devalüasyon.
Yüksek işsizlik.
Yüksek fakirlik.
Yüksek İsraf.
Yüksek Cari açık.
Sadece bu kadar mı?
Adalet yok edildi.
Cumhuriyet Şeklen durur hale geldi.
Adaletin mumla arandığı, Hukuğun sopa olarak kullanıldığı, Anayasanın ve yasaların hiçe sayıldığı bir dönem.
Kurucu ve Kurtarıcı değerler ihanet gibi gösteriliyor.
Uyuşturucu bataklığı, kara para bataklığına dönüştürülen Devasa Türkiye Cumhuriyeti.
Mafyanın ekonomide kilit notaları tuttuğu, terör ile pazarlık yaparak ülkenin geleceğinin şekillendirilmek istendiği bir Aziz Vatan.
Buna dayanmak mümkün mü?
Geldiğimiz nokta, yani ülkenin getirildiği nokta bu maalesef..
İktidarın her uygulaması sanki belli kesimleri zegin ve mutlu yaşatmak için gündeme geliyor.
Zirvelerde yaşayan betonomi ve Emlak Sektörü.
Ev ve arsa satarak ayakta duruyor yurttaş.
Mesela hastaneler.
Bırakın gidip sağlık hizmeti almayı, bulabilirseniz bir doktordan randevu için 1-1,5 ay bekliyor musunuz, bekliyorsunuz.
Buna rağmen hastaneler tıklım tıklım mı?
Tıklım tıklım.
İkincisi Hapishaneler.
100'ün üzerinde yeni hapishane yapılmasına rağmen, cezası azalanlar salıverilecek kadar hapishaneler dolu mu, dolu..
Hatta Sanayi Bakanımız çıkıp “Yerli ve Milli elektronik kelepçe” tanıtıyor mu, tanıtıyor.
Üçüncüsü Kahvehaneler.
İşsizliğin zirvelerde olduğu ülkede, insanlar kahvehanelere gidemez halde. Bir bardak çaya ayıracak ekonomik gücü yok.
Çünkü ülkede dolar düz hesap 45 lira.
Çünkü ülkede avro düz hesap 56.5 lira.
Çeyrek altın, hani şu 2002 yılında 22 liraya aldığınız çeyrek altın 9 bn 500 lira.
Yukarıdaki verilere rağmen, ülkenin ekonomi yönetimi komalık hastaya aspirinle müdahale ederek sorunu çözmeye çalışıyor.
Ben söyleyeyim, geldiğimiz noktanın nedenini.
Ekonomik anlamda kumandayı elinde bulunduranların “Hızlı toparlanma Masalı” ile yıllardır ekonomimiz üzerinde kumar oynanması.
Yapılan yatırımların getirisine, götürüsüne bakmadılar.
Dünyadaki paranın bolluğunu fırsat bilerek borçla ve ederinden çok daha pahalı köprüler, yollar, hastaneler inşa ettiler.
Bununla birlikte, ülkenin Cumhuriyet Tarihi boyunca elde ettiği fabrikaları, limanları, şirketleri, kamunun malını, mülkünü 70-80 milyar dolara sattılar ve bunu da lükse, görkeme, şaşaaya yatırdılar.
Ülkenin kaderini tek adamın iki dudağı arasına mahkum ederek, geleceğimizin ipotek altına alınmasının zeminini hazırladılar.
“İhtilaf halinde İngiliz Mahkemeleri yetkilidir” yazılı sözleşmelere imza attılar.
Kayırılan bir avuç zenginleştirilmiş vurguncu, geçerli zihniyetle el ele vererek hem kazandılar, hem onlara kazandırdılar.
Gelinen noktada, bu kadar yüksek devalüasyon ortamında üretim yapamayacak sektörleri de görmezlikten geldiler.
Onlar da şimdi fabrikalarının makinalarını söküp Mısır'a taşımaya başladı.
Bankalar, özellikle kamu bankaları şimdiden, bol keseden dağıttıkları kredilerin geri dönmemesi korkusu ile kabus yaşıyorlar.
Zira teminat aramaksızın Mafyaya milyarlık kredi açan kamu bankaları haberleri okuyoruz sık sık.
2001 yılında yaşadığımız Yüksek Enflasyon, Yüksek Devalüasyon, Yüksek Faiz sarmalına yeniden sürüklendik.
Hepsinden önemlisi iktidar, kendisine sağlanan ‘Güven’ Kredisini hoyratça bu bir avuç yandaş için kullandı. Şimdi o krediyi millete verebileceği kaynak kalmadı elinde.
Ama dedik ya, iktidar edenler buna rağmen meseleye evimizde kullandığımız buzdolabı sayısındaki artışı örnekleyerek yaklaşıyorlar.
Halkın son 7-8 yılda daha da fakirleştiğini görmek istemiyorlar.
Meselenin etrafından dolandıkça yönetenler, daha da fakirleştiğimize ve fakirleşeceğimize inanmıyorlar.
Daha da acı olan nedir biliyor musunuz?
Yaşadığımız bu acınası tabloyu okuyamayan, bir yapı terör ile masaya oturup bir dönem daha iktidar olacağını sanıyor.
Efendiler, battık battık.
Hemen, bir gün bile geçirmeden, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ülkenin kaderine el koymak zorundadır.
Bütün Siyasi Partilerin ortak kararı ile yeniden Parlamenter Demokrasiye adım atmak zorundayız.
Ülkenin yeniden Denge-Denetleme ilkelerini hata geçirmesi gerekir.
İsraf musluklarının derhal kısılması, yüz bin lirasını 3 hafta içinde 500 bin lira yapanların ve buna zemin hazırlayanların kulağından tutularak yargının huzuruna çıkarılması gerekir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne hesap verebilen bir ‘Milli Birlik” Hükümeti kurulmalı ve Dünyaya demokrasi noktasında güvence verilmelidir.
Yargının bağımsızlığı üzerindeki kara örtünün kaldırılması ve mahkemelerimizin yeniden Türk Milleti adına karar vermesi sağlanmalıdır.
Toplumsal bir siyasi arınmaya ihtiyacımız vardır.
Bu millet, çok çileler çekti.
Bu son durum çile ötesi bir görüntü oluşturuyor.
Çile çekerek de giderilemeyecek büyük bir buhran yaşıyoruz.
Bu buhran, Burhan Kuzu gibi bir Dahi'nin! Yazdığı ve iktidarın harfiyyen uyduğu Anayasa Metni ile aşılamayacak kadar derindir.
Lütfen ortak akıl.
Lütfen Sağduyu.