Sürücü, direksiyon hakimiyetini, kaptan rotayı kaybettiğinde, pilotun ise radarı kilitlendiği kullandıkları aracın kaza yapması kaçınılmazdır.
Gördüğüm kadarıyla sürücü direksiyon hakimiyetini, kaptan rotayı kaybetti, pilot kabininde oturanlar ise ‘Radar arızalandı’ diye feryat ediyor.
Otobüstekiler araç yavaşlar yavaşlamaz atlama hesabında, Gemidekiler filikalara hücum etti, uçaktakiler ise paraşütlerini takıp İmralı Adası'na atlayıp kurtulmayı planlıyorlar.
Türkiye’nin fotoğrafı aynen böyle.
Türkiye Gemisini son 15 yıldır ısrarla doğuya doğru süren kaptan çıktı ve dedi ki, “Biz kendimizi Batıda görüyoruz, geleceğimizi Batı ile birlikte kuracağız..”
Reis bunu söylediğinin ertesinde Batı ile oturup bir anlaşma yaptık. Ülkemizdekiler yetmiyormuş gibi bu ülkelere kaçak yollarla giden, giren mültecileri de kelle başı dolar karşılığı ülkemize kübul edeceğiz.
Efendiler, beyler artık kabul edelim.
Yıllardır söyledik dinlemediniz, yönünüzü kaybettiniz, yönümüzü kaybettik.
İçerde artık parayı, geliri değil, ekmeği konuşur hale geldik.
Gündemimiz yoksulluğun ötesine geçti, açlıkla sınanmaya başlandık.
Hiçbir ses, hiçbir söylem mide gurultusunu bastıramıyor.
Oturduğumuz evlerde bile yabancının kiracısı haline getirildik.
İçerdeki görüntü, direksiyondaki kaptan değil, yetkisiz bir kaptanın geminin dümenini ele geçirdiğini gösteriyor.
Yani Sayın Cumhurbaşkanının yerine adeta kararların gayrı-resmi ortakça verildiği ve reisin bunları uygulamak zorunda bırakıldığına dair görüntüler var.
O da her salı uyandığında, bir öyle bir böyle konuşuyor. Milleti yok sayıp İmralı'ya sevgi mesajları yolluyor.
24. yılına giren bu iktidarın 4 temel ayağını oluşturan 4 kişi vardı.
Bunların üçü, yani Abdullah Gül, Abdüllatif Şener ve son olarak da Bülent Arınç tasfiye edildi.
Yola çıkılanlar hoyratça harcanırken, yolda bulunanlara hak ettiklerinin ötesinde güç enjekte edildi.
Şimdi onlar bu gücü, kendi siyasal çıkarları için hoyratça kullanıyor, milleti ezmeye çalışıyorlar.
Milli Eğitim Bakanı ile Milli Savunma Bakanı'nın Meclis Çatısı altında seçilmişlere karşı takındıkları tutum, geldiğimiz acı noktayı , millet iradesinin nasıl aşağılandığını ortaya koyuyor.
Sayın Cumhurbaşkanına en yakın durması gereken isimlerden Bülent Arınç, Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşme talebine cevap alamıyor, istifasını sosyal medyadan yayınlamak zorunda kalıyor.
Bir diğer isim Cemil Çiçek’in, “Reform yetmez, bize tevbe-i nasuh gerekir. Reform kelimesi çok hoyratça kullanıldı ve inandırıcılığını kaybetti” diyor, ama bunun duymazdan gelen bir riyaset var.
İktidar, daha doğrusu AKP kurmayları 2 Kasım 2002’de iktidara geldiklerini unutup, 2 Kasım 2024’de iktidara geldiklerini sanarak Reform sözü veriyor, Türkiye’ye yeni rotalar çizmeye çalışıyorlar.
Tamam da sormazlar mı, “22 yıldır neredeydiniz” diye.
Gelinen noktada iktidarın önünde 2 yol var.
Birincisi, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme yeniden dönüş için muhalefetin kapısını çalacak ve ilk seçime Siyasi Partiler Kanunu ile Partili Cumhurbaşkanlığı Sisteminin kaldırılmasını sağlayarak girecektir. Adalet Sistemini tam bağımsız hale getirecek, Anayasayı yok sayan hakim ve savcıları tasfiye edecektir.”
İkincisi ise, baskının dozunu artırarak, muhalefeti yok sayarak, gerekirse etkili muhalif liderleri tutuklatarak yaratılacak korku iklimi ile bir dönem daha iktidarda kalmayı deneyecektir.
Zaten iktidar da ikinci yolu deniyor.
Kentlerin seçilmişlerini Silivri'de toplamasının nedeni de bu değil mi?
Sorumsuz küçük ortak, ikinci yolu denemeye zorluyor iktidarı.
Ama ikinci yolun sonu karanlıktır, ikinci yolun sonu iktidar partisinin de sonu demektir.
İktidar içerisinde gittikçe artan homurtular da bundandır.
Dışardaki homurtulara gelince.
O gürültüyü çıkaranlar ise bu güne kadar uygulamalarınızı ‘vardır bir bildikleri’ diyerek destekleyen ya da uygulamalarınıza sessiz kalan kitlelerden geliyor.
Onların tek derdi, kimin iktidarda olduğu, kimin dümeni ele geçirdiği değil, kendisini sefalete sürükleyenlerin kimler olduğudur.
Onların homurtusunu artık ne askıda ekmek ne de askıda pizza durdurabilecektir.
Onlar demokrasiye, onlar bağımsız ve tarafsız yargı sistemine susamış, kendisinden vazgeçen ama evlatları, torunları için hazırlanan karanlık geleceğe isyan eden milyonlardır.
Onlar artık geleceğe güvenle bakmak isteyen yığınlardır.
Asıl korkulması gereken de onların çıkardığı homurtudur.
Yani, Tevbe-i Nasuh bile kurtarmıyor artık yaptıklarınızı.
İyi birer avukat bulup, kapsamlı savunmalar kaleme almanın tam zamanıdır.