Günlerdir batan Türkiye’yi konuşuyoruz.

Kapanan kurumları.

Fabrikalara şalter indirten, konkordato kuyruğuna sokan aymazlığı.

Hala inatla, bölen, hor gören, kibir batağına bulaşmış kurumları ve başındaki insanları.

Hiç birimiz, gelinen bu noktanın nedenlerine kafa yormuyoruz.

Eskiden ne yapılırdı demiyoruz, böylesi zamanlarda, böylesi durumlarda.

Öncelikle, yol açmak için, deprem sonrası kurtarma seferberliği veya yangın söndürmek için talimat beklenmezdi, her kurum görevini bilir, hazırlığını yapardı eskiden.

Mesela Yol, Su Elektrik (YSE) Teşkilatı vardı, sonradan Köy Hizmetleri yapılan, en sonunda kapısına kilit vurularak malları, taşınmazları Büyükşehirlerde Belediyelere, diğer illerde Özel İdarelere devredilen,

Bu teşkilat var ya bu teşkilat.

Yaz aylarında başlardı kış hazırlıklarına.

Özellikle yüksek kesimlerindeki bakımevlerini takviye ederdi makinayla, yakıtla, personelle.

Kar mücadelesinde çalışacakların sağlıklı beslenmesi için tahin helvasını ve kuru üzümünü bile yazdan alırdı.

Kapattılar, yok ettiler.

Şimdi köylerimiz terk edilmiş virane, ama isimleri ‘Mahalle.’

Karayolları Teşkilatları vardı, güçlü ekipleri vardı.

Yolu kendileri yapar, yolu kendileri açardı kış geldiğinde.

Şimdi ana yolların orta refüjlerinin bakımı, çiçeklerin ve ağaçların sulanması bile partililere yaptırılıp çuvalla para ödeniyor. İş makineleri garajlara çekildi, hurdaya ayrıldı. Kalan personel ise ihale organizasyonu yapıyor bol bol. Yani çalışmıyor artık karayolları müdürlükleri, çalıştırıyor.

Türkiye Zirai Donatım Kurumu vardı mesela.

Çiftçinin gübre ihtiyacını karşılardı.

Fabrikaları vardı gübre üreten.

Çiftçinin kara gün dostuydu.

Kapattılar., gübreyi artık dışardan ya da merdvenaltı kurumlardan alıyor çiftçi.

Gübre depoları düğün salonu, idare binaları misafirhane, fabrikaları ise özel sektörün oldu.

Şimdi çiftçi bir ton gübreyi bir önceki yıl fiyatının yüzde 600 üzerinde zamlı alıyor, o nedenle gübresiz tarım yapmak zorunda kalıyor.

Elektrik üretimi de dağıtımı da kamu eliyle yapılırdı eskiden.

Ama tek tek satıldı önce elektrik üreten santraller.

Sonra dağıtım şirketleri, yandaşlara dağıtıldı.

Şimdi iktidar onların her dediğine evet demek zorunda kalıyor ve bu mazlum millet elektriği ekonomik gücünün 10 kat üzerinden ödemek zorunda bırakılıyor.

Okullarımız vardı, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür nesiller yetiştiren.

Köylerdeki okulları kapattılar, binalarını yıkılmaya terkettiler.

Üniversitelerimiz vardı, yüzümüzü ağartacak çalışmalara imza atan hocaların görev yaptığı, cahilin ferasetine güvenen çakma hocaların kapısından geçemediği, Nuh’un cep telefonu kullandığını iddia etmeyen hocaların görev yaptığı.

Toprak Mahsülleri Ofislerimiz vardı, Tarım Kredi Kooperatiflerimiz vardı, Tariş’imiz, Pankobirliğimiz, Fiskobirlik’imiz, Tekel’imiz vardı. Topraktan elde edilen değerleri değerinden paraya çevirir, yokluk ve yoksullukta milletin yanında bitiverirlerdi.

Türkiye Kömür İşletmelerimiz vardı, Zonguldak’tan çıkan taş kömürünü dağıtırdı tüm illere.

Valilik ve Belediyenin ortak olduğu işletmeler gelen bu kömürleri uygun şartlarda satardı dar gelirliye.

Şimdi kömür satıcıları Zonguldak’tan değil, Rusya’dan ve Afrika’dan gelen kömürleri satıyor. Hemi de maliyetinin 6 katına.

Tamam, zaman zaman sıkıntı da yaşanırdı bazı temel ihtiyaç kalemlerinde.

Çünkü, emperyalizm bazen yaptığımızı beğenmez, bize ambargo ile terbiye etmeye çalışırdı.

Ama baş eğmezdik, yoğumuzu var eder, elleşip kollaşır sıkıntıyı eşit paylaşırdık.

Ama Atatürk'ün çizdiği yoldan ilerler, Dünyanın gıptayla baktığı, Tarım ve Hayvancılıkta kendi kendine yeten ülke olarak bilinir. tanınırdık.

Ta ki ülkenin genleri ile oynanıp kardeşçe yaşadığımız Demokratik Cumhuriyet’i bir tek adamın iki dudağı arasına hapsedene kadar.

Yani, Atatürk ve İnönü dönemini kötüleyerek geldiler, daha kötüsünü bize reva gördüler.

Kuyruk vardı dediler, şimdi ekmeği bile kuyruklara bağladılar .

Kıtlık vardı dediler, kıtlığın dik alasını yaşatıyorlar.

Yokluk vardı dediler, yokluğun bir tık ötesine geçirdiler güzel ülkemi.

Elektrik kesintileri vardı dediler, eskiden günde bir saat kesilirdi, şimdi seçim sonrası trafoya kedi girdi diye kesiyorlar elektriğimizi.

Enflasyon vardı dediler, Cumhuriyet Tarihinin en acımasız rakamları ile bizi baş başa bıraktılar.

Dışa bağımlıydık dediler, artık samanı bile dışarıdan alır hale getirdiler.

Yani diyeceğim sevgili dostlar, Nazım’ın dediği gibi;

Nasıl öfkelenmem ki, düşündükçe memleketimi,

Çırpınıyor ayakları altında, bir avuç hergelenin.